🌪️ Turgut Uyar Büyük Saat Sözleri

je65vhL. En güzel Turgut Uyar şiirleri kısa sayfamızda, Turgut Uyar’ın yazdığı en ünlü aşk şiirlerini Senfoni2. Sevgim acıyor3. Göğe bakma durağı4. Sonnet5. Denge6. Ela gözlüm7. Büyük ev ablukada8. Palyaço9. Bir gün sabah10. Geyikli gece11. Gecenin şarkısı12. Çok üşümek13. Kankentleri1. SenfoniÖnce sesin gelir aklıma Çaresiz kaldıkça hep seni düşünürüm Güzel olan, dolgun başaklardaki sarışın sevinçli Sonra cumartesi günleri gelir Sonra gökyüzü gelir hemen kurtulurum Bir yağmur yağsa da, beraber kere söyledim bir daha söylerim Savaşta ve barışta, karada ve denizde, Düşkünlükte ve esenlikte Zamanımız apayrı bize göre Yan yana olduk mu el ele Aç kalsak ağlamayız güvercinleri okşamış gibi rahat Sen yanımdayken ister istemez Geniş meydanlarda akşam üstleri Üst üste üç kere deniz, üç kere yanımdayken ister istemez Uzak ırmakları sıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya, ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak Sevgim acıyorMutsuzluktan söz etmek istiyorum Dikey ve yatay mutsuzluktan Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun Sevgim acıyorBiz giz dolu bir şey yaşadık Onlar da orada yaşadılar Bir dağın çarpıklığını Bir sevinç sanarakEn başta mutsuzluk elbet Kasaba meyhanesi gibi Kahkahası gün ışığına vurup da Ötede beride yansımayan Yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi Öbürünün bir kadından aldığı verem Bütün İşhanlarının tarihçesi Bütün söz vermelerin tarihçesi Sevgim acıyorYazık sevgime diyor birisi Güzel gözlü bir çocuğun bile O kadar korunmuş bir yazı yoktu Ne denmelidir bilemiyorum Sevgim acıyor Gemiler gene gelip gidiyor Dağlar kararıp aydınlanacaklar Ve o kadarTavrım bir şeyi bulup coşmaktır Sonbahar geldi hüzün Kış geldi kara hüzün Ey en akıllı kişisi gündüzün Sevgim acıyor Kimi sevsem Kim beni sevseEylül toparlandı gitti işte Ekim falan da gider bu gidişle Tarihe gömülen koca koca atlar Tarihe gömülür o kadar3. Göğe bakma durağıİkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar Şu aranıp duran korkak ellerimi tut Bu evleri atla bu evleri de bunları da Göğe bakalımFalanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım İnecek var deriz otobüs durur ineriz Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda Beni bırak göğe bakalımSenin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor Seni aldım bu sunturlu yere getirdim Sayısız penceren vardı bir bir kapattım Bana dönesin diye bir bir kapattım Şimdi otobüs gelir biner gideriz Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat Durma kendini SonnetÇekemezsin bir yere sineden başka. Biliyorum günler hep böyle geçecek. Ne akşamleyin komşu, ne bir akraba, Ne bir dost, oturup karşılıklı içecek..Yalnızlık sade şurda burda değil, Düşüncede, hatırada ve dilekte. Hangi taşı kaldırsan, nerde of! çeksen, Bir dudağı yerde, bir dudağı gökte..Bilmem rengi nasıldır, boyu ne kadar. Biçen her kimse yıllardır yanlış biçiyor. Bir elbise ki, alabildiğine dar..Nedir bir türlü sırrını anlamadık, Kimdir bizimle böyle şaka ediyor, Hangi cebini karıştırsan DengeSizin alınız al inandım Sizin morunuz mor inandım Tanrınız büyük amenna Şiiriniz adamakıllı şiir Dumanı da cabaBütün ağaçlarla uyuşmuşum Kalabalık ha olmuş ha olmamış Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum Ama sokaklar şöyleymiş Ağaçlar böyleymiş Ama sizin adınız ne Benim dengemi bozmayınızAşkım da değişebilir gerçeklerim de Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı Yan gelmişim diz boyu sulara Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum Hiçbirinizle dövüşemem Benim bir gizli bildiğim var Sizin alınız al inandım Morunuz mor inandım Ben tam kendime göre Ben tam dünyaya göre Ama sizin adınız ne Benim dengemi bozmayınız6. Ela gözlümİşte günlerden bir gün Ela gözlüm, Yeni bir başlangıçla bitecek ömrümüz. Amenna ve Saddakna, Bari hoşça geçse günümüz…Hangisine tasa edeceğiz, şaştık. “Ölüm derdi, kalım derdi” derken Dimyata pirince giden misali, Yolun ortasına ulaştık…Ölüm bir hatıra gibidir insanda; Kâh hatırlanır, kâh unutulur. Fakat bir gün, bir gün nihayet Gözle görülür elle tutulur…Şimdi taştan çıkardığım ekmekle, Çorba içmedeyiz sıcak sıcak. Fakat yarın kim diyebilir ki Turgut, Hatıra olmayacak?..Unutmak istiyorum zaman zaman, Ne yapsam, ne etsem olmuyor, Kabulleniyorum, Kabulleniyorum da -gelgelelim- İçim içimi yiyor…Nasıl ki, unutamaz insan Bir kez gerçekten sevdi mi… Senin anlayacağın Elagözlüm şimdiden Alıştırıyorum kendimi7. Büyük ev ablukadaEkmek vardı tereyağı vardı utanılacak bir şey yoktu bir şey daha yoktu ama kavrayamıyordum.İşte böyle olmak en iyisidir olmakların bir küçük çocuğu tuttum otobüsten indirdimİndirmiştim yok olan önemli bir şeydi Allah cc kahretsin.Tüm kavgasız tüm duruk tüm başıboş, üç sayı kötü bir sayı iyi şiir dinledim, çıkıp okudular durup dinledim. Bitmeseydi daha dinlerdim kötü mötü. Saat kaç diye sordular birisi beş yani dedi.Ha kavgada ha aşkta bu gök bomboş ha kavgada ha aşktaGöğe baktım yerli yerinde, haydutlar dalavereciler yerli yerinde vurguncular hayınlar vurdumduymazlar öyle. İyi dedim içim rahatladı düzen bozulmamış dedim sevindim, tenhaca bir bölgede şehre girdim.Ben herkese varım başka türlü olmuyor inanmayın.Bakın bu şehri ben kurdum ben büyüttüm ama sevemedim. Ekmek vardı tereyağı vardı söylemiştim önemlidir, utanılacak bir şey yoktu, kime anlatmalıyım.Ben sevemezsem sevmek kimselerin elinden gelemez. Bizi tutkulara çağırdı otobüse, sosise, buzdolabına, telefona, sinemalara, radyolara, bir sürü kancık sevdalara, sürü sürü mutsuz alışkanlıklara, yalana dolana, itliklere, keten elbiselere.Sonra karısı öldü o çocuğun yalnızdı güçsüzdü herkesler gibiydi, kirlendi kötülendi sarhoşladı pis karılara dadandı. Anladık onu ölenden başkası kurtaramaz, ölen de kurtarmamıştı.Bak ben seni nereden kurtaracağım şaşacaksın. Şimdi bu taşları biz çektik değil mi ocaklardan bu asfaltı biz döktük biz onardık değil mi? Bu yapıları on iki kat yapmak bizim aklımızdı, biz kurduk istersek umursamayız ya.Abluka burada başlıyor çünkü.Ekmek yiyelim tereyağı yiyelim çocuk büyütelim, sen beraber yatacağımız yatakları hazırla, sen onu yap yeter bak PalyaçoKaç kişiyi öldürdüm düşlerimde kaç kilo çekerdi yalnızlık kaç kere ezildim altında yaz yağmurlarınınbelki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimizeKim sevmezdi çiçekleri filan ”ben sevmezdim” dedim, “yalan” dediBunu palyaço söyledi, palyaço söyledi ben yazdım yazdım, yazmasam ağlayacaktımHerkes ağlarmış biraz, ben de ağladım sırf bu yüzden mi ağladım alçaklık gibi bir şey oldu bu birazBiraz birazdım her şeyden dün biraz sinirlenmiştim mesela yarın bir kadını seveceğim biraz biraz biraz kör oldum bügünlerdeAma rakı kadehlerini boşaltmayın eksilmesin hiçbir şey hiçbir şeyden dahi olsa kalsın birazUmursamıyorum yılgınlığımı filan çünkü sessizce yaşanmalı her şey bir devrim sesszce olmalı mesela ve her sözcüğüne inanmalı bir palyaçonunBir palyaço neden yalan söylesin ki ben palyaço olsaydım söylemezdim marangoz olsaydım da söylemezdim ben insan olsaydım yalan söylemezdim!Hem nereden çıkardınız palyaçonun yalnızlığını kaç kilo çeker ki bir palyaço hem neden yüzüme vuruyorsunuz bir çirkin ördek yavrusu olduğumuGocunmam ki ben, ben gocunmam bir palyaço ne kara gocunmazsa o kadar, o kadar gocunmam işteRakı doldurun! eksilmesinBitmedi, yazacağım daha yazmazsam ağlayacağım çünkü alçakça olacak birazHem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik her sokakta biraz daha eksilirdik bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu ”duyamadım”, derdim, “tekrar et!” sessizliğe bürünürdü o vakit her şey sokaklar daha bir puslu palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu ve ben daha bir alçak olurdum ağlardım birazHem sen kimsin, çekiştirme diyorum hatta kuyruğuma basma diyorum acıyor, tırmalarım,- diyorumkahrol, kahrol! diyorumGeçen gün yüzüme rastladım bir ilan panosunda korktum birden, kusacak gibi oldum ”olur öyle” dedi palyaço, ”herkes alçaktır biraz” ”otur ulan!” dedim, bağırdım ona ben bazen bağırırım biraz”Rakı doldur!” dedim, “eksilmesin!” ben bazen eksilirim biraz aslında hepimiz eksilirmişiz biraz bunu sonradan öğrendimBen aslında her şeyi sonradan öğrendim herkes herkesi sonradan öğrenirmiş bunu da sonradan öğrendimÖrneğin;Geçen gün bir kadınla seviştim biraz değil çok seviştimYa işte öyle palyaço diyorum ki, bunu da yeni öğrendim sevişmek de eksilmekmiş birazKim sevmezdi ki kuş ötüşlerini filan ”ben sevmezdim” dedim, “yalan” dediBunu palyaço söyledi palyaço söyledi, ben yazdım yazmasam, alçak olacaktım hem ben roman da yazdım birazBazen diyorum ki, palyaço, sen olmasan ben ne yaparım alçakça eksilirim belki biraz her yağmur yağışında yerindi dibine girerim hiçbir kadının kasıklarını öpemem belki ya da unuturum sonradan öğrendiklerimiBiraz biraz anlıyorum ki, yüzler eller, o terli vücutlar filan her şey plastikmiş birazHaydi sirtaki yapalım palyaço rakı doldur, yine eksildik Bir gün sabahBir gün sabah vakti kapıyı çalsam, Uykudan uyandırsam seni Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliç\’ten. Vapur düdükleri ötmededir. Etraf alacakaranlık, Köprü açıktır henüz. Bir gün sabah sabah kapıyı çalsam…Yolculuğum uzun sürmüş oldukça Gece demir köprülerden geçmiştir tren. Dağ başında beş on haneli köyler, Telgraf direkleri yollar boyunca Koşuşup durmuş bizle söylemişim pencereden, Uyanıp uyanıp yine dalmışım. Biletim üçüncü mevki, Fakirlik hali. Lületaşından gerdanlığa gücüm yetmemiş, Sana Sapanca’dan bir sepet elma almışım..Ver elini Haydarpaşa demişiz, Vapur rıhtımdadır pırıl pırıl, Hava hafiften soğuk, Deniz katran ve balık kokulu Köprüden kayıkla geçmişim karşıya, Bir nefeste çıkmışım bizim yokuşu…Bir gün sabah sabah kapıyı vursam, -Kim o? dersin uykulu sesinle içerden. Saçların dağınıktır, mahmursundur. Kim bilir ne güzel görünürsün sevgilim, Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam, Uykudan uyandırsam seni, Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliç’ten. Fabrika düdükleri Geyikli geceHalbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta Her şey naylondandı o kadar Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı. Ama geyikli geceyi bulmadan önce Hepimiz çocuklar gibi korkuyordukGeyikli geceyi hep bilmelisiniz Yeşil ve yabani uzak ormanlarda Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan Hepimizi vakitten kurtaracak Bir yandan, toprağı sürdük Bir yandan kaybolduk Gladyatörlerden ve dişlilerden Ve büyük şehirlerden Gizleyerek yahut döğüşerek Geyikli geceyi kurtardıkEvet kimsesizdik ama umudumuz vardı Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk Üç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz Bilir bilmez geyikli gece yüzündenGeyikli gecenin arkası ağaç Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü Çatal boynuzlarında soğuk ay ışığıİster istemez aşkları hatırlatır Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş Şimdi de var biliyorum Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz Dağlarda geyikli gecelerin en güzeliHiçbir şey umurumda değil diyorum Aşktan ve umuttan başka Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece gemiler götüremez Neonlar ve teoriler ışıtamaz yanını yöresini Örneğin Manastırda oturur içerdik iki kişi Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı Koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi Geyikli gecenin karanlığındaAldatıldığımız önemli değildi yoksa Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak Gümüş semaverleri ve eski şeyleri Salt yadsımak için sevmiyorduk Kötüydük de ondan mı diyeceksiniz Ne iyiydik ne kötüydük Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa Başta ve sonda ayrı olduğumuzdandıAma ne varsa geyikli gecede idi Bir bilseniz avuçlarımız terlerdi heyecandan Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında Büyük otellerin önünde garipsiyorduk Çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk Yahut bir adam bıçaklasak Yahut sokaklara tükürsek Ama en iyisi çeker giderdik Gider geyikli gecede uyurdukGeyiğin gözleri pırıl pırıl gecede İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı Sultan hançerleri gibi ay ışığında Bir yanında üst üste üst üste kayalar Öbür yanında benAma siz zavallısınız ben de zavallıyım Eskimiş şeylerle avunamıyoruz Domino taşları ve soğuk ikindiler Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık Gölgemiz tortop ayakucumuzda Sevinsek de sonunu biliyoruz Borçları kefilleri ve bonoları unutuyorum İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum İyice kurulamıyorum saçlarını Bir bardak şarabı kendim için içiyorumHalbuki geyikli gece ormanda Keskin mavi ve hışırtılı Geyikli geceye geçiyorumUzanıp kendi yanaklarımdan Gecenin şarkısıGecenin şarkısı markısı kimindir? Hangi şarkısı üstelik Gecenin şarkısı senin olsun ben istemem Üstelik o şarkı herkesindir Çünkü bulutlar konuşur Kuşlar uyur Ses uyanır Şimdi kimindir gecenin şarkısıKimi hüzzamdan bir şarkı besteler uykusunda Otlar büyür Ocaklara girilir madenlerde Ne düşler görür insan kim bilir Gece Çok üşümekBir kalır uzun resimlerde anısı sakallarımızın Urban içinde üşüyüp üşüyüp kaldığımızınBir Kalır yanık yağlar kokusu şehirlerde Uzun nehirlere binip uzaklaşmadıkçaBir Kalır yabancı yataklarda o oteller Meydanlar heykeller sizin olmadığınız o her yerO çok yalınç gerçekli gelip gitmelerBir kalır uzun duvarlar ve onların dipleri Bir kalır yılgın adamların hep “Evet” dedikleriÇok üşürdük hep üşürdük üşümekti bütün yaşadığımız Üşürdü ellerimiz aşkımız sonsuz uzun sakallarımızTükenir dağınık diriliği kaşıntımızın bir gün Bir kalır uzun kitaplarda anısı çok KankentleriKan akıyor penceresi karanlık evlerden Ölü kadınların üstüne tuğlaların üstüne Denizse aydınlık ve incili mavili taşrada Kana doğru ürkek en güzel yaban balıklar Bu kandır akıttığımız sıkıntılı pazarlarda Üst üste yer gökyüzüne içki şişelerineKan içinde elleri ve öbür parmakları Boşnak değil çocuklar dondurmacılarda Mezarlı Eyüplerde ve deniz kenarlarında Sarışın kafaları ama analı babalı Kan akıyor ahşap yapılardan sokaklara sokaklara Mavi ülkeleri tatsız kısa pantolonlardaKan akıyor oluklardan öyle kan Boyanır batmış gemiler perşembesi Bir tesbih bir zımba bir yazı makinesi Çektikçe böyle katil kralları. Haberler > 90. Doğum Gününde Unutulmaz Şair Turgut Uyar ve 14 Şiiri - 1559 - 1126 Ne güzel çocuklar olduk biz senin sayende. Durmadan göğe baktık. Umut ettik, hayal kurduk. Asla vazgeçmememiz gerektiğini öğrettin bize. yanımızdaki o insana sıkı sıkı sarılmamız, onun kalbini asla kırmamamız gerektiğini öğrettin. Her şey için teşekkürler Turgut Uyar.. 1. Denize Gidip Dönen Mavilerin Bire İndirgenen Üçlüğü 'yalanlı dolanlı alçak doğruca yaşanmamış birbir gözsüz kulaksız elsiz ayaksız güdük bir günbütün yitiklerim karalarım üstüste üstüste bütün karışıklığımgelip geçtiğim macera şu kadar binler yıllıkşu kadar binler yıllık karalarım karışıklığım üstüsteusul usul insan insan ölüm ölüm üstüsteşu kadar güneş şu kadar su şu kadar su yılanı şu kadar düzenben sebepliyim denizlere aylara kavgalara umursuzluğabir maviyi durup dururken birine benzetiyorumbir balığın ağzını anıyorum durup dururkenserinliyorumben üç yer tasarlamıştım üçü de sana bana uygunbiri günebakanlarda biri otuz yaşta birini sormabirini sorma gün gelir ben söylerimdaha usta olurum daha yiğit o zaman söylerimbu kırgın karanlığı bir ışıtalım ilkinyeniden şehirler kuralım şimdikilerine benzeyenbaştan başlayalım susamlara ekmeklere denizaşırılarınasevmeleregidip dönelimbelki bir yerde bir tohumda bir durumda belkibelki o ses o yudum o yumuşak döşekler yeşil yeşillerben taş çekerim yılmam çamur kararım yol döşerimbakarsın göneniriz gidip dönelimben yılmam taş çekerim çamur kararım bensenin de gürül gürül saçların var nasıl olsa.' 2. Yalağuz 'Bektaş yüce dağ başında zaten doğduğundan beri -yalağuz-du...Bir sopa, üç beş koyun, bir köpek,Bulutların içinde kendi kendine -yalağuz-du...Mintanı ile yalnızdı, çarığı ile yalnızdı,Bilinmez düşünceleri, Tanrısı ile yalnızdı...Köyde, şehirde, kasabada, dağdaBeş on kelimesi, insanların o garip haliyle;Yalnızdı Bektaş, yapayalnızdı..Bektaş mayıs böceği kadar yalnızdı,Esaretinde hürriyetinde sevdasında,Üç yaşında da yalnızdı, on beşte de, seksende de,Yağmurların altında, bulakların koşmasında, şarkısında,Tamamda da, noksanda da,Papatya gibi yalnızdı, kuşyemi gibi yalnızdı.. . . . . . .İğneden ipliğe işte Bektaş, yapayalağuzdu...' 3. Göğe Bakma Durağı İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalımŞu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarındanBebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarındanDurmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtarŞu aranıp duran korkak ellerimi tutBu evleri atla bu evleri de bunları daGöğe bakalım Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalımİnecek var deriz otobüs durur inerizBu karanlık böyle iyi afferin TanrıyaHerkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorumHırsızlar polisler açlar toklar uyusunHerkes uyusun bir seni uyutmam birde ben uyumamHerkes yokken biz oluruz biz uyumıyalımNasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklardaBeni bırak göğe bakalım Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalımTuttukca güçleniyorum kalabalık oluyorumBu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyorSeni aldım bu sunturlu yere getirdimSayısız penceren vardı bir bir kapattımBana dönesin diye bir bir kapattımŞimdi otobüs gelir biner giderizDönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güçBir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsinSeni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlatDurma kendini hatırlat Durma göğe bakalım 4. Umuttur 'Ben beni sevdikçe ey yar derdim artar daima”Çünkü beni sevsen deGüvenmezsin bana bilirimAma artan her şeyle birlikte yanlışlık da artarMesela her su gözyaşı olurHer dönem bir hazin geçişSuya boşversem yanılsamaAya baksam bir bulutSevgisizlikle birlikte yanlışlığın hükmü başlarBir düşün kaç kişiyiz bildirilerdeŞimdilik kaç paralığız hele akşam oluncaBunca sütsüzün kahrını çektik düşün kiGene de soluğumuzBir orman yangını sanılır oralarda buralardaEzildik gerçi ama horlanamadık bunu hatırlarsınMutlaka hatırlarsın bunuTut ki enver bırakır tehdidiniEthem başlarÇünkü beni sevsen de bana güvenmezsin iyi bilirimApoletim sırmasız hatta hiç yokSu içsem ağzımın kenarlarından dökerimNeyi hatırlatır benim sana uzak bir bakışım bilirimAslında mutsuz yaşayıp gidiyoruzÖlüme direnerek şimdilikŞimdilik alımlı bir başka mutluluklara özenerekAşkımız ve mutfak rafları ve uçaklar üstüne korkumuzBir yudum gelecek ve mutlu saatler üstüne korkumuzAma birlikte biliyoruz eğilecek bugünkü başlarSev beni, alış banaKimse ürkütemez bağlandığımız güzelliğin utkusunuSev beni, bir dağ gölgesi kadar sevŞimdilik bırak musluğun sızmasını damın akmasınıBir tırnak gibi büyü domuz bir tırnak gibiZorlayarak her bir yanıÇünkü biraz sonra umut başlar her günkü, başlarAslında bir alıştırmadır umutÖbürlerinin azıcık nefes diye bağışladığı-Baharı beklemeye benzer-Hain ve olmayanadır çünküUmutsuzluğu taşır yanındaOysa nasıl olsa gelecektir bahar denen tarihÖnüne durulmaz mantığıyla doğanınYeşilden olma birimSudan gelme itmeyleUmut yokturKimse yoktur umut etmemeyi önleyecekÇünkü umut kaçınılmaz gelecektirBütün gümbürtüsüyleUmut kaçınılmaz gerçektir çünküBiri Asya’da biterken sözgelişi, Şili’de öbürkü başlar ' 5. Acıyor 'Mutsuzluktan söz etmek istiyorumDikey ve yatay mutsuzluktanMükemmel mutsuzluğundan insansoyununSevgim acıyor Biz giz dolu bir şey yaşadıkOnlarda orada yaşadılarBir dağın çarpıklığınıbir sevinç sanarak En başta mutsuzluk elbetKasaba meyhanesi gibi Kahkahası gün ışığına vurup daöteden beri yansımayanYani birinin solgun bir gülden kaptığı frengiÖbürünün bir kadından aldığı veremBütün işhanlarının tarihçesisevgim acıyor Yazık sevgime diyor birisi Güzel gözlü bir çocuğun bile O kadar korunmuş bir yazı yoktuNe denmelidir bilemiyorumsevgim acıyorGemiler gene gelip gidiyorDağlar kararıp aydınlanacaklarVe o kadar Tavrım bir çok şeyi bulup coşmaktırSonbahar geldi hüzünİlkbahar geldi kara hüzünEy en akıllı kişisi dünyanınBazen yaz ortasında gündüzünsevgim acıyorKimi sevsemKim beni sevse Eylül toparlandı gitti işte Ekim filanda gider bu gidişle Tarihe gömülen koca koca atlarTarihe gömülür o kadar' 6. Geyikli Gece Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıktaHerşey naylondandı o kadarVe ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşıAma geyikli geceyi bulmadan önceHepimiz çocuklar gibi geceyi hep bilmelisinizYeşil ve yabani uzak ormanlardaGüneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdanHepimizi vakitten kurtaracakBir yandan toprağı sürdükBir yandan kayboldukGladyatörlerden ve dişlilerdenVe büyük şehirlerdenGizleyerek yahut dövüşerekGeyikli geceyi kurtardıkEvet kimsesizdik ama umudumuz vardıÜç ev görsek bir şehir sanıyordukÜç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımızaCaddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamlarıKadınların kocalarını aramasını seviyordukSonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyazBilir bilmez geyikli gece yüzünden'Geyikli gecenin arkası ağaçAyağının suya değdiği yerde bir gökyüzüÇatal boynuzlarında soğuk ay ışığı'İster istemez aşkları hatırlatırEskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuşŞimdi de var biliyorumBir seviniyorum düşündükçe bilsenizDağlarda geyikli gecelerin en güzeli...Hiçbir şey umurumda değil diyorumAşktan ve umuttan başkaBir anda üç kadeh ve üç yeni şarkıBelleğimde tüylü tüylü geyikli gece gemiler götüremezNeonlar teoriler ışıtamaz yanını yöresiniÖrneğin manastırda oturur içerdik iki kişiYa da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkekÖpüşlerimiz gitgide ısınırdıKoltuk altlarımız gitgide tatlı gelirdiGeyikli gecenin karanlığında..Aldatıldığımız önemli değildi yoksaHerkesin unuttuğunu biz hatırlamasakGümüş semaverleri ve eski şeyleriSalt yadsımak için sevmiyordukKötüydük de ondan mı diyeceksinizNe iyiydik ne kötüydükDurumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysaBaşta ve sonda ayrı olduğumuzdandı...Ama ne varsa geyikli gecede idiBir bilseniz avuçlarınız terlerdi heyecandanBir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlardaKesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarındaBüyük otellerin önünde garipsiyordukÇaresizliğimiz böylesine kolaydı işteHüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınızÖrneğin üç bardak şarap içsek kurtulurdukYahut bir adam bıçaklasakYahut sokaklara tükürsekAma en iyisi çeker giderdikGider geyikli gecede uyurduk'Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecedeİmdat ateşleri gibi ürkek telaşlıSultan hançerleri gibi ay ışığındaBir yanında üstüste üstüste kayalarÖbür yanında benAma siz zavallısınız ben de zavallıyımDomino taşları ve soğuk ikindilerÇiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalıkGölgemiz tortop ayak ucumuzdaSevinsek de sonunu biliyoruzBorçları kefilleri bonoları unutuyorumİkramiyeler bensiz çekiliyor dünyadaDaha ilk oturumda suçsuz çıkıyorumOturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorumİyice kurulamıyorum saçlarınıBir bardak şarabı kendim için içiyorum'Halbuki geyikli gece ormandaKeskin mavi ve hışırtılıGeyikli geceye geçiyorum'Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum. 7. Sibernetik Üç kere üç dokuz ederBilirsin,Birin karesi de bilirsin.'Mutlu aşk yoktur',bilirsin...Ama baharda ya da dışarda,Sonsuz göğün altında,aşkın aşkla çarpımı,garip bir biçimde,hep sonsuzdur,karekökü de yoktur... 8. Acının Coğrafyası 'kente kapandık kaldık tutanaklarla bellisirk izlenimlerinden seçmen kütüklerindenyüzlerimiz temmuzdan ötürü sallanır ve uzarve her köşe bir tuzaktırbirer darağacıdır her meydan saatiöğle vaktini kesinlikle gösterenoysa hep güçlü dağları görmenin zamanıdırçığlığım uzun uzun kalır içimdeyani güller giyinmiş bir adam nerde ben nerderüzgâr bir dirimi dört yöne bölerken tepelerdeve gece duruşmasından yeni çıkmışkensabahın terazisi eksik tartar gölgemiartık öyle açık ki kuşkuya yer yokkim gelirse gelsin acıya hep yer vardırtutanaklarda duvar diplerinde ve bazı yerlerdeörneğin çukurova ve mekong köylerindeacıdır ağacın gölgesini yapanbunu herkes bilirkutsal acı besleyen acı sütünü emiyoruzyatıyoruz seninle terli döşeklerdesaati seninle kuruyoruz bir çalar saatisen donatıyorsun kalbimizikalbimiz çoğu zaman yeterli ve ürkekkendi çoğunluğunu kendi üreterekkente kapandık kaldık iki cadde iki alan bir saatmutsuzluk acıya varana kadarartık yeminimiz bir tatar gölgesi gibiöyle bir gölge ki belki çok dardırkısa vakitlerinde aceleci akşamınartık öyle açık ki kuşkuya yer yokacıya hep yer vardır aramızdadört cepli yeleğim aynı kolaylıkla taşır her şeyibozuk paraları da umutsuzluğu daaynı kolaylıkla tutmuş gibi olurumgüneşin yedi renk ayasınıbiliyor musun güçlü dağları görmenin zamanıdırşimdi bir bağırsan çok iyi biliyorumya da üst üste silah atsankent tepinir belki bütün kuşlar uçarbelki değil mutlakaamabir tanesi mutlaka kalır.' 9. Tomris 'senin için alışılmış şeyler söyleyemem sana yaraşmazkış gecesi amcamızdır bahar yakından kardeşimizalır başımı erzincan’a giderim seni düşünmek içindörtlükleri bozarım çünkü dağlar ne güne duruyorkıyılar ve eskimeyen her şey seni anlatmak içinbir bozuk saattir yüreğim hep sende dururne var ki ıslanır gider coskunluğum durmadandurmadandağ biraz daha benden deniz her zaman sendenhiçbir dileğimiz yok şimdilik tarihten coğrafyadankimselere benzemesin isterim seni övdüğümseni övdüğüm zamangüzel bir çingene yalnız başına dolaşmalı kırlardaseni övdüğüm zaman' 10. Çünkü herkesin bir gideni vardır 'HerkesinBir umudu vardır,Bir savaşı,Bir kaybedişi,Bir acısı,Bir yalnızlığı,Bir hüznü…Çünkü herkesin bir gideni vardır,İçinden bir türlü uğurlayamadığı…' 11. Bir Yazı Anlamak 'kışsazordur bir yazı anlamakgerçekten kurtulamadım o yaz günündenpapatya firengi ve haritalarsuskunluk uzay ve bütün öbür şeylerkim nasıl tanıyorsa beni öyleydim iştesağ tarafımda deniz solumda rüzgaraldığım son soluklakıvılcım gibiydim cıgaraydımolur olmaz şeylerive eski yalıları yakmayatanıdığım hiç kimseistemiyordu sorulmasınıgeldiği ülkeninsen sor haziranduruldumsonraları selanikli bir kadını elindenbildiğimiz rakıyı içtimo ne günler güneşlero ne şarkılardıselanik kaç paraİstanbul umurumda mıbir zamanlarbir çocuk olduğum geçti aklımdano da çocuktu bir zamanlarbir yazı anlamakzordur ve anlamlıdırbana kalırsaen saygın işidir kişininçünkü güneş ve kalın maviinsana hiçbir şey hatırlatmazöyle ki toparlar hayatın kalbinive o zamançökelir yaztutarak kendi kalbiniumutlar sarıya bırakır kendinigül uzar karanfil kokaro zaman sorarımşimdi mive bizbir yazı o zaman anlarız belki' 12. Senfoni 'Önce sesin gelir aklıma Çaresiz kaldıkça hep seni düşünürüm Güzel olan, dolgun başaklardaki sarışın sevinçli Sonra cumartesi günleri gelir Sonra gökyüzü gelir hemen kurtulurum Bir yağmur yağsa da, beraber ıslansak. Kırk kere söyledim bir daha söylerim Savaşta ve barışta, karada ve denizde, Düşkünlükte ve esenlikte Zamanımız apayrı bize göre Yanyana olduk mu elele Aç kalsak ağlamayız biliyorum. İçim güvercinleri okşamış gibi rahat Sen yanımdayken ister istemez Geniş meydanlarda akşam üstleri Üstüste üç kere deniz, üç kere çınarlar. Sen yanımdayken ister istemez Uzak ırmakları hatırlıyorum. Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya, ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum... ' 13. Ekinoks 'yazı orada geçirdik kışa gerek kalmadısafça acemice şarkılar söylendi oyunlar oynandısözde sevinç haline getirildi yıllanmış hüzünleraşklar unutuldu ve bazılarına yeniden başlandı“insan yaşlandıkça kurtulur” demiş birisikorkudan belki yılgınlıktan ve başka bir şeylerdenoysa yaşlandıkça bulunur mavinin en iyisiakasya çürür tren hızlanır eller ufalır gibikim yitirir sözgelimi bir başkasının bulduğunuevet kim yitirir kim bulurherhangi bir akşam alacası değil ki buimdi ey kış diyorum seni de orda geçirseydikkim düşünecekti bir kumsaldasabahın tanıksız kendi kendine olduğunu“oysa” diyor birisi“sabah yeniden hatırlamadı yaşamayı”bana kalırsa “oysa” diyenlerden hep korkmaı“oysa ölüm var” da diyebilir aynı kişioysa ölüm yakın olmamalısüzgün ve uzun şeylerden de korkmalı bana kalırsauzun süren devrimlerden süzgün aşklardanve bunlara benzeyen başka şeylerdenakasya hemen çürümeli tren birden hızlanmalışimdi ey kış diyorumne kadar sürersen süryaz güzeldi ve sapsarıydıherkes doydu ve eylendi oyunlar oynandıoteller ve sokaklar da sapsarıydıkimler ne konuştu ne yitirdi ne kazandıama bir şey vardı eksilen ya da çoğalankumun altında mı denizin üstünde mi masalarda mı“dünya bir sanrıdır” diyor birisi“belki bir sancı”ne bırakmıştım orada sahimor gibi soylu bir şey mibir eziklik mi yoksaherkes ne kadar mutluydu “oysa”ne bıraktıysam o kadar kaldı orda' 14. Açlık Çoğunluktadır 'Gülü çiğdemi filan bırakSardunyayı karidesi filan bırakAcıyı ve ölümleri bırakOy pusulalarını ve seçimleri bırakEvetSeçimleri özellikle bırakÇünkü açlık çoğunluktadır Her kişinin ukala ömrüYeter sanılır çiçeklenmeyeVe dünyanın karanlığındanBir aşk bahanesiyle kurtulmayaKaçıp giden baharların anısıElden ele devredilen bir gençlik duygusuLaleler sümbüller bütün öbür boklar püşürlerHakkım var mıdır bunları söylemeye- vardırGüneş doğarken ve batarkenYazdan kışa girerken ve kıştan çıkarkenVe dağda ve kırdaHakkım vardır -Çünkü en azından dünyadanDölsüz katırlar geçerYüklü vagonlar geçerDemir yüklü şilepler geçerYelkenleri işletenleri ve tayfalarıylaVe onların karıları ve çocuklarıylaVe bilinmez sanılır geleceğiBir demiryolu makasçısınınOysa kesinlikle yazılmıştırHer sevgi kitabındaAsıl olan açlıktırÇoğunluktadır Sevişmek o yüzden gereklidirEvet açlık, yok olsun bütün inceliklerMendiliniz var mı, kabak ogratenBof strogonof mantar fileminyonGüneş görmemiş midyeMidye görmemiş güneşVe soygun halindeki otel malzemeleriVe altın arayıcılarVe istedikleri yerlerdeYüksek graviteli petrol bulanlarHem thames kıyısındaHem mekong deltasındaBir kalça fotoğrafına bunlarla birlikte bakanlarÇoğunlukta değildirAçlık çoğunluktadırArtık her şeyi yaşadıkVe birlikte düşündükVe düşündük ki her şey cehennemBir bakıştaVe cehennemBaşarılmamış bir savaştırDünyanın ortasında kullanılmamış bir suCehennem, insanın kendi ciğeriAt sırtında taşınan ölüKundağa girmeyen bebeKaranlıklarda açan çiçeklerinBir insanın ölümüne dönüşüBir insan ölümü olmayaÇünkü açlık çoğunluktadır İşte o zaman diyorum ki -Gelişin şen olsun seninHer şey esirgesin seniÇünkü açlık çoğunluktadırVe ezecektir gücüyle dünyayıİkimize bir aşk elbette yetmezTürlü şeylerin savunulduğu -Diriliğe eşitliğe tokluğaArtık ayıp olan tokluğaÇünkü açlık çoğunluktadırAçlık.' Leyla ile Mecnun - Göğe Bakma Durağı Güncelleme Tarihi Mayıs 11, 2020 1128Oluşturulma Tarihi Mayıs 11, 2020 1128Türk edebiyatının güçlü öykü yazarı, şairleri kendine hayran bırakan kadın Tomris Uyar , hem eserleri hem de aşklarıyla adından söz ettirmişti. Tomris Uyar'ın en uzun soluklu ilişkisi olan Turgut Uyar, 1985’te hayatını kaybetti. Büyük aşktan geriye Turgut Uyar'ın Tomris Uyar'a yazdığı şiirler kaldı, bunlardan en bilineni ise 'Bozuk Saat'. Vefatının üzerinden yıllar geçen Tomris Uyar sözleri ve kitabından alıntılarıyla edebiyatseverler tarafından anılıyor. İşte, Tomris Uyar'ın sözleri, kitaplarından alıntıları ve Turgut Uyar'ın büyük aşkı Tomris Uyar'a yazdığı o şiir...1/4"Ertesi gün. Yarın. Yarın vardı nasılsa, yeniydi. Şimdi geçmiş zaman olan bir yarın. Bir uykuluk mola..." "İki kişi yalnız kalmaktansa, kalabalıkta yalnız olmak çok daha kolay." "Diyorum ki kişinin doğum tarihi pek önemli değil aslında, dünyaya gözlerini açmak daha önemli." "Yine de duymak istiyorsun ama. Bir erkeğin bir kadına söyleyeceği şeyleri. O senin kadın yanın.” "Paragraflar tıkışık, soluksuz. Ne olduğu belirsiz, korku yüklü simgeler, olağandışı diyaloglar, gerçekten başarılı doğa betimlemeleri ile doğada eşine rastlanmayan silik soluk masalsı tipler içiçe." "Yorgunum. Verebileceklerimden, veremediklerimden yorgunum. Biriktirdiklerimden. Bir alsalardı, o yürekliliği gösterselerdi..." "Oysa onun gözünde, üslup insanın ta kendisiydi, dünyayı kavrayış biçimiydi; konu ne olursa olsun üslup değişmezdi." "Armağan kabul etmenin, armağan verebilmek kadar incelik gerektirdiğine inandığımdan, zorlanıyorum." "Konuşmak da tehlikelidir. İçte biriken sözcükleri boşaltmak... Hele konuşmayı bir kez unutmuşsan..." "Unutma' dedi ihtiyar demir kapıyı açarken, 'Düşlerini kimseye emanet etmeyeceksin,kaptırmayacaksın!"2/4"Bir şeylerden kurtuluyorum galiba. Kabuklardan. Alışkanlıklarımdan." "Belki içe kapanık, duyarlı bir kadın olduğu için kendi dünyası yetiyor ona." "Sevememek acı veriyordu, gurur kırıyordu." "Ölüme yaklaştıkça insanın yüreği daha da insancıl duygularla,iyilikle dolup taşar." " Yerinde kullanılan bir sözcük, rastgele yükselen bir şarkı, nasıl kavratır yaşamayı!" "Günlerin tam içinde yaşayamayınca, olanlara akıl erdiremeyince, bunlarla oyalanıyoruz işte, kahve pişirmek, çay demlemek... Anılar da öylesine çoğalmış ki bastırıveriyorlar, günü karartıyorlar erkenden."3/4"Gittikçe artarak mı eksildi? Yinelendikçe mi? Duruldukça mı? Nerede başlamıştı taşlaşma?" "Çocukken de sözcüklerini seçmede, sevgini belirtmede tutumlu davranırdın." "Alınmayan bir kitabı beyaza çevirmekten, hiç yazılmamış, hiç yaşanmamış saymaktan başka ne gelirdi elden?" "Sevilmemeyi rahatça kaldırabiliyorsun da sevilmek zor geliyor sana, sen de bunu anlamıyorsun." "Yaşamak, gitmek demek onun için. Yeryüzü, iki deniz arasında bir nokta demek, iki kent arasında bir istasyon."4/4Turgut Uyar 7 senelik bir duraklama süresi ardından Tomris Uyar ile tanıştıktan sonra yeniden şiir yazmaya başladı. İşte o şiirlerden biri Bir Bozuk Saattir Yüreğim, Hep Sende Durur Herkes seni sen sen olmadığını bile bilmeden,Sen bile..Seni ben geçerken,Derim ki,Saati sorduklarında;Onu ”O” anlam ettirmedin gitti derler şu istiyor musun bozuk saattir yüreğim, hep sende durdururum yüreğimde,Sensiz geçtiği için,Akrep yelkovana bozuk saat çalışsa benim için ki akrep yelkovanı geçerse,Atan bu yüreğim bozuk kalsın, hiç değilse;Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Tomris Uyarın eşi ona aşık adam ve şairdir. Şiir sokakta dediğinizde bir çok yerde dizelerine rastlayacağınız gönül şairidir. Durma Göğe Bakalım der. Turgut Uyar Şiirleri kapalı anlamları içerisinde barındıran dokunaklı dizelere sahiptir. Turgut Uyar şiir kitapları kalbinizi yerinden çıkaracak kadar güzel ve içlidir. Turgut Uyar yazıları ile kalbinizin ılık yağışlı mevsimlerini harekete geçirebilir hatta aşık olmak isteyebilirsiniz. İkinci yeni şairleri arasında yer alan şairimiz mısraları ile bir çok kişinin sözlerini paylaştığı popüler isimler arasında yer alır. Turgut Uyar Aşk sözleri ve Turgut Uyar En güzel sözleri gibi içeriklere sitemizden ulaşarak onun güzel sözlerini görebilir ve sevdiğiniz insana göndererek kalbini kazanabilirsiniz. Turgut Uyar sözleri ile sevdiklerinizin kalbinde kendinize bir yer açmak ister misiniz? Aynı zamanda aşağıdaki galeriden Turgut Uyar resimli sözler ve Turgut Uyar facebook kapak fotoğraflarına ulaşarak bize destek olabilirsiniz. “Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa Başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı” ben aslında her şeyi sonradan öğrendim herkes herkesi sonradan öğrenirmiş bunu da sonradan öğrendim ”Geçmişten bize kalanlar, bizim seçtiklerimiz değildir. Kötü eğitim, kötü gelenek yıkıyor dünyamızı. Bize seçilenlerdir okuduğumuz, davrandığımız, yaptığımız. Budala bir bilinç yönetiyor sanki insanlığı, evreni.” Denize Gidip Dönen Mavilerin Bire İndirgenen Üçlüğü Her kadın, hoşlandığı adamın soyadını aldığında nasıl durur diye içinden söylemiş ya da bir yerlere yazmıştır… ”…Başka havalar getir bana. İçinde biraz bahar olsun, biraz sen, biraz da cumartesi..” ”… İşte bütün olmazlardan sonra Kar altında kalan bir pabuç mu İnsanın şurası…” yalanlı dolanlı alçak doğruca yaşanmamış bir bir gözsüz kulaksız elsiz ayaksız güdük bir gün bütün yitiklerim karalarım üstüste üstüste bütün karışıklığım gelip geçtiğim macera şu kadar binler yıllık şu kadar binler yıllık karalarım karışıklığım üstüste usul usul insan insan ölüm ölüm üstüste şu kadar güneş şu kadar su şu kadar su yılanı şu kadar düzen ben sebepliyim denizlere aylara kavgalara umursuzluğa bir maviyi durup dururken birine benzetiyorum bir balığın ağzını anıyorum durup dururken serinliyorum Temmuz tam bu işe göredir bana kalırsa, Gel bağışlayalım birbirimizi .. “Bir ihtimalken bile güzelsin.” Bir sevdalı gönül bütün varım Eğer o da olmasa ne yaparım, Kimbilir hey Ne yaparım.. ben üç yer tasarlamıştım üçü de sana bana uygun biri günebakanlarda biri otuz yaşta birini sorma birini sorma gün gelir ben söylerim daha usta olurum daha yiğit o zaman söylerim bu kırgın karanlığı bir ışıtalım ilkin yeniden şehirler kuralım şimdikilerine benzeyen baştan başlayalım susamlara ekmeklere denizaşırılarına sevmelere Sanıyorum bu gelen hüzünlü bir yaz olacak Öyle ki bütün akşamları hüzünlü… ”Kadınları mutlu etmenin 20 yolu diye bir sürü gereksiz haber çıkıyor. Tek maddede açıklıyorum Dürüst olun, yeter…” Serseriliğe, insanlara, toprağa meylim var. Amma gel gör ki bir masa başındayım akşama kadar… gidip dönelim belki bir yerde bir tohumda bir durumda belki belki o ses o yudum o yumuşak döşekler yeşil yeşiller ben taş çekerim yılmam çamur kararım yol döşerim bakarsın göneniriz gidip dönelim ben yılmam taş çekerim çamur kararım ben senin de gürül gürül saçların var nasıl olsa.” Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız. “Kimseler tutmadı elimden koskoca bir yaz bitti… ” “Bir biz varız güzel, öbürleri hep çirkin.” İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar Şu aranıp duran korkak ellerimi tut Bu evleri atla bu evleri de bunları da Göğe bakalım Bir maviyi durup dururken birine benzetiyorum. Tahammül gerek, özlem iyice arsızlaştı. nasıl da parlıyorsun ey gözleri maden çözdüğüm bütün bulmacalardan zorludur yüreğin Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım İnecek var deriz otobüs durur ineriz Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun Herkes uyusun bir seni uyutmam birde ben uyumam Herkes yokken biz oluruz biz uyumıyalım Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda Beni bırak göğe bakalım Artık sana attığım temeller tutmuyor. Çünkü sen hiç yoksun. Hiç olmadın. “Şaştım, senin hançerin bu kadar mıydı… Varmadı yüreğime…” “..Yaşamı anlamsız bulduğum zamanlar oldu ama hiç solgun bulmadım. Ayrıca solgun ve anlamsız olan dirimin kendisi değil, yaşam içinde, yaşamı belirleyen yaşama parçalarıdır..” Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım Tuttukca güçleniyorum kalabalık oluyorum Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor Seni aldım bu sunturlu yere getirdim Sayısız penceren vardı bir bir kapattım Bana dönesin diye bir bir kapattım Şimdi otobüs gelir biner gideriz Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat Durma kendini hatırlat Durma göğe bakalım ”…herşey benim kalbimdir Söküp aldığım kardan Kardan söküp aldığım Çocuksuz bir anne gülüşüyle Her şey benim kalbimdir Çünkü pek yaraşmaz bu dünyaya…” Yüz dilde seni seviyorum’ desen ne fayda Bir dilde adam gibi sevmedikten sonra. Saçların dağınıktır, mahmursundur. Kimbilir ne güzel görünürsün sevgilim, Bir sabah vakti kapıyı çalsam, Uykudan uyandırsam seni, “Ben beni sevdikçe ey yar derdim artar daima” Çünkü beni sevsen de Güvenmezsin bana bilirim Ama artan her şeyle birlikte yanlışlık da artar Mesela her su gözyaşı olur Her dönem bir hazin geçiş Suya boşversem yanılsama Aya baksam bir bulut Sevgisizlikle birlikte yanlışlığın hükmü başlar “Gitsin, harcansın bir şeyler, sen dur.” İşte ben böyle bildiğin gibi Kaderi öpüp başıma komuşum. Gülüşüm, oturuşum, konuşuşum, Belli efendim, besbelli Ben hayattan soğumuşum Hazırlandın diyelim bir yolculuğa “Bu, yalnızlığa da olabilir” diyor birisi Dayanıklı mısın bakalım Bir düşün kaç kişiyiz bildirilerde Şimdilik kaç paralığız hele akşam olunca Bunca sütsüzün kahrını çektik düşün ki Gene de soluğumuz Bir orman yangını sanılır oralarda buralarda Ezildik gerçi ama horlanamadık bunu hatırlarsın Mutlaka hatırlarsın bunu Tut ki enver bırakır tehdidini Ethem başlar Her insan bir uyumsuzluktur ölü olmadıkça oysa kavradığım her şeyin adını bilmek biraz bunaltıyor beni ”Gidin gemiler, gidin Vardığınız yere selam edin Gün olur bütün kaygılardan uzak Ben de gelirim” Çünkü beni sevsen de bana güvenmezsin iyi bilirim Apoletim sırmasız hatta hiç yok Su içsem ağzımın kenarlarından dökerim Neyi hatırlatır benim sana uzak bir bakışım bilirim Aslında mutsuz yaşayıp gidiyoruz Ölüme direnerek şimdilik Şimdilik alımlı bir başka mutluluklara özenerek Aşkımız ve mutfak rafları ve uçaklar üstüne korkumuz Bir yudum gelecek ve mutlu saatler üstüne korkumuz Ama birlikte biliyoruz eğilecek bugünkü başlar Herkesi bir başka neden, bir başka hüzne götürüyor. Çok kimse bıkıyor günden akşam olmadan… Bu dünyada en iyi ben yenilirim. Dosta, düşmana, aşka. “ben üç yer tasarlamıştım üçü de sana bana uygun biri günebakanlarda biri otuz yaşta birini sorma birini sorma gün gelir ben söylerim daha usta olurum daha yiğit o zaman söylerim” Sev beni, alış bana Kimse ürkütemez bağlandığımız güzelliğin utkusunu Sev beni, bir dağ gölgesi kadar sev Şimdilik bırak musluğun sızmasını damın akmasını Bir tırnak gibi büyü domuz bir tırnak gibi Zorlayarak her bir yanı Çünkü biraz sonra umut başlar her günkü, başlar bu şehri nasıl yapmışlar böyle üst üste, ne gökyüzü koymuşlar ne günaydın… “Oysa diyordu birisi Sabah yeniden hatırlamadır yaşamayı Bana kalırsa oysa’ diyenlerden hep korkmalı Oysa ölüm var da diyebilir aynı kişi.” Aslında bir alıştırmadır umut Öbürlerinin azıcık nefes diye bağışladığı -Baharı beklemeye benzer- Hain ve olmayanadır çünkü Umutsuzluğu taşır yanında Oysa nasıl olsa gelecektir bahar denen tarih Önüne durulmaz mantığıyla doğanın Yeşilden olma birim Sudan gelme itmeyle ”Çocukların öldürüldüğü yerde kimse masum olamaz.” Umut yoktur Kimse yoktur umut etmemeyi önleyecek Çünkü umut kaçınılmaz gelecektir Bütün gümbürtüsüyle Umut kaçınılmaz gerçektir çünkü Biri Asya’da biterken sözgelişi, Şili’de öbürkü başlar ” Zamansız geIme eIim koIum dağınıksa sarıIamam ! Durduğum yer benim değil iken, gidebilecek bir yerimin olmaması ne acı; gidebilecek bir yerim yok iken hâlâ ve inatla durmayışım ne gaflet; nihayetinde ölmüyorken yaşıyor olan insanın, yaşıyorken öldüğünü bilmemesi bu, bu ne tuhaf bi’ hayret. Ne kadar hüzün geçmişse dünyadan Ne kadar acı geçmişse yaşayacağız Hepsini yeniden,bir bir dünyada Dikey ve yatay mutsuzluktan Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun Sevgim acıyor Herkesin bir umudu vardır. Bir savaşı, bir kaybedişi, Bir acısı, bir yalnızlığı, Bir hüznü. Çünkü herkesin bir gideni vardır, İçinden bir türlü uğurlayamadığı. ”..Meselemiz bir şiir meselesi değildir. Yaşama meselesidir. Hayatımızda olmayan mesele, şiirimizde de olamaz…” Biz giz dolu bir şey yaşadık Onlarda orada yaşadılar Bir dağın çarpıklığını bir sevinç sanarak “Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta. Her şey naylondandı o kadar.” Eylül toparlandı gitti işte Ekim filan da gider bu gidişle Sevgilinin göğsüdür dünyanın en güzel Arabistanı. o yoksa Arabistan güzel değildir. her yer Arabistandır,tüm Arabistanlar çirkindir… Aklımda aşk. En başta mutsuzluk elbet Kasaba meyhanesi gibi Kahkahası gün ışığına vurup da öteden beri yansımayan Yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi Öbürünün bir kadından aldığı verem Bütün işhanlarının tarihçesi sevgim acıyor Yoksun. Beni buna kim inandıracak? “Kanasın varsın ne varsa biraz kanamalıdır. Benim bunca yıldır günlerim gecelerim kanadı.” Yazık sevgime diyor birisi Güzel gözlü bir çocuğun bile O kadar korunmuş bir yazı yoktu Ne denmelidir bilemiyorum sevgim acıyor Gemiler gene gelip gidiyor Dağlar kararıp aydınlanacaklar Ve o kadar Ben sevmezsem, Seni sevmek Kimselerin elinden gelmez… Tavrım bir çok şeyi bulup coşmaktır Sonbahar geldi hüzün İlkbahar geldi kara hüzün Ey en akıllı kişisi dünyanın Bazen yaz ortasında gündüzün sevgim acıyor Kimi sevsem Kim beni sevse Sevgim acıyor Kimi sevsem Kim beni sevse Eylül toparlandı gitti işte Ekim filanda gider bu gidişle Tarihe gömülen koca koca atlar Tarihe gömülür o kadar” Issız tepelerde güneşe bakıp saati tahmin etsem; Haberim olmasa hiç perşembeden, pazartesiden… Geyikli geceyi hep bilmelisiniz Yeşil ve yabani uzak ormanlarda Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan Hepimizi vakitten kurtaracak Dünya ne kadardı’ dedim. mavi kadar’ dedi. Bir yandan toprağı sürdük Bir yandan kaybolduk Gladyatörlerden ve dişlilerden Ve büyük şehirlerden Gizleyerek yahut dövüşerek Geyikli geceyi kurtardık ölümü geciktirmek sonsuzluğu kısaltmaz diyor birisi, evet ama hayatı uzatır sanki Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk Üç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz Bilir bilmez geyikli gece yüzünden Ama Allah bilir ya, ne saklayayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum… Geyikli gecenin arkası ağaç Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü Çatal boynuzlarında soğuk ay ışığı’ İster istemez aşkları hatırlatır Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş Şimdi de var biliyorum Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz Dağlarda geyikli gecelerin en güzeli… Sev beni, bir dağ gölgesi kadar sev Hiçbir şey umurumda değil diyorum Aşktan ve umuttan başka Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor. Ağlamak özgürlükse ve kimse yoksa, umuda dönüyordu bu cesur ölüm korkusu Aldatıldığımız önemli değildi yoksa Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak Gümüş semaverleri ve eski şeyleri Salt yadsımak için sevmiyorduk Kötüydük de ondan mı diyeceksiniz Ne iyiydik ne kötüydük Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa Başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı… “her şeyden biraz kalır” diyor birileri, çoğulluk haklılıktır. kavanozda biraz kahve, kutuda biraz ekmek, insanda biraz acı. Ama ne varsa geyikli gecede idi Bir bilseniz avuçlarınız terlerdi heyecandan Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında Büyük otellerin önünde garipsiyorduk Çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk Yahut bir adam bıçaklasak Yahut sokaklara tükürsek Ama en iyisi çeker giderdik Gider geyikli gecede uyurduk ”- Ama siz ne kadar sayarsanız o kadar Bu yaşta hakkım yok ki mutlu olmaya Her şey taze ve güzel Ve çılgın olmaya hazır Benim, – Ama her yaşta mutlu olmaya hakkı vardır insanın…” Ama baharda ya da dışarda, Sonsuz göğün altında, aşkın aşkla çarpımı, garip bir biçimde, hep sonsuzdur, karekökü de yoktur… çünkü aşk bir suçlamadır sonuna kadar yaşanmamışsa’ kente kapandık kaldık tutanaklarla belli sirk izlenimlerinden seçmen kütüklerinden yüzlerimiz temmuzdan ötürü sallanır ve uzar ve her köşe bir tuzaktır birer darağacıdır her meydan saati öğle vaktini kesinlikle gösteren oysa hep güçlü dağları görmenin zamanıdır Kısacık, yoğun bir akşam… Şaşırdım, hüznümü nerelere bıraksam. çığlığım uzun uzun kalır içimde yani güller giyinmiş bir adam nerde ben nerde rüzgâr bir dirimi dört yöne bölerken tepelerde ve gece duruşmasından yeni çıkmışken sabahın terazisi eksik tartar gölgemi Bekliyorum seni, Akşamsız günler ardından, Çıkıp gelecekmişsin gibi. artık öyle açık ki kuşkuya yer yok kim gelirse gelsin acıya hep yer vardır tutanaklarda duvar diplerinde ve bazı yerlerde örneğin çukurova ve mekong köylerinde acıdır ağacın gölgesini yapan bunu herkes bilir Bir şarkı söyleyin ne olur, kızlar Uzun ve gerçek. Bütün düşündüklerim aklımda kalsın, Parmaklarımın telâşlı hasretiyle Şimdi bir ıssız kasabanın Bir odasında, kendince, ışıksız, Yavan, hazırlıksız ve çoook uzak Bir gece geçecek… artık öyle açık ki kuşkuya yer yok acıya hep yer vardır aramızda dört cepli yeleğim aynı kolaylıkla taşır her şeyi bozuk paraları da umutsuzluğu da aynı kolaylıkla tutmuş gibi olurum güneşin yedi renk ayasını ”Umut gelsin bütün gümbürtüsüyle.” biliyor musun güçlü dağları görmenin zamanıdır şimdi bir bağırsan çok iyi biliyorum ya da üst üste silah atsan kent tepinir belki bütün kuşlar uçar belki değil mutlaka ama bir tanesi mutlaka kalır.” Ellerin de üşür. Biliyorum ama Isıtabilirsin onları. O ateşte Hazırsın da Biliyorum. Ama sana bir boyun atkısı gerek. Kış geldi.. bir bozuk saattir yüreğim hep sende durur ne var ki ıslanır gider coskunluğum durmadan durmadan dağ biraz daha benden deniz her zaman senden hiçbir dileğimiz yok şimdilik tarihten coğrafyadan ”Cesaretin en kırılgan olduğu yer, Ben demiştim’ orkestrasıdır.” kimselere benzemesin isterim seni övdüğüm seni övdüğüm zaman güzel bir çingene yalnız başına dolaşmalı kırlarda seni övdüğüm zaman” ”Bütün mümkünlerin kıyısındayım.” “Herkesin Bir umudu vardır, Bir savaşı, Bir kaybedişi, Bir acısı, Bir yalnızlığı, Bir hüznü… Çünkü herkesin bir gideni vardır, İçinden bir türlü uğurlayamadığı…” “Sen nereye, ben oraya, adım adım İnsan sevdikçe iyileşiyor artık anladım.” çünkü güneş ve kalın mavi insana hiçbir şey hatırlatmaz öyle ki toparlar hayatın kalbini ve o zaman çökelir yaz tutarak kendi kalbini umutlar sarıya bırakır kendini gül uzar karanfil kokar o zaman sorarım şimdi mi “Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum. “ Önce sesin gelir aklıma Çaresiz kaldıkça hep seni düşünürüm Güzel olan, dolgun başaklardaki sarışın sevinçli Sonra cumartesi günleri gelir Sonra gökyüzü gelir hemen kurtulurum Bir yağmur yağsa da, beraber ıslansak. “Elimde kolumda senin seslerin var gel de aldırma” Kırk kere söyledim bir daha söylerim Savaşta ve barışta, karada ve denizde, Düşkünlükte ve esenlikte Zamanımız apayrı bize göre Yanyana olduk mu elele Aç kalsak ağlamayız biliyorum. Ben! Çocukları sevdim yaşadım. Dünyaya alışmadım. Kuru güller gibi yersiz ve inceydim biraz. İçim güvercinleri okşamış gibi rahat Sen yanımdayken ister istemez Geniş meydanlarda akşam üstleri Üstüste üç kere deniz, üç kere çınarlar. söylenir ve yarım kalır bütün aşklar yeryüzünde Sen yanımdayken ister istemez Uzak ırmakları hatırlıyorum. “Ağlamak sızlamak kaç para eder, Bir şarkı söylenir, bir şarkı biter, Ömür dedikleri gitti gider, Bir avuç su gibi parmaklarımdan.” Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya, ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum… “ ”…siz ne zaman öldünüz Allah aşkına yani ne zaman kirli karlar bile erimemişti haber yoktu Nisandan..” yazı orada geçirdik kışa gerek kalmadı safça acemice şarkılar söylendi oyunlar oynandı sözde sevinç haline getirildi yıllanmış hüzünler aşklar unutuldu ve bazılarına yeniden başlandı Dünyada bir ben varım, Birde bu olmayası sahipsizliğim.. “insan yaşlandıkça kurtulur” demiş birisi korkudan belki yılgınlıktan ve başka bir şeylerden Mutsuzlukdan söz etmek istiyorum Dikey ve yatay mutsuzluktan Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun Sevgim acıyor oysa yaşlandıkça bulunur mavinin en iyisi akasya çürür tren hızlanır eller ufalır gibi kim yitirir sözgelimi bir başkasının bulduğunu evet kim yitirir kim bulur herhangi bir akşam alacası değil ki bu Aşkın şiirin ölümün en kolayına gitmek Caddeleri sevmediğim kadınlarda yitirdiğim Biliyorum sebebini bir bir biliyorum Öyle kolay kendisi kurtulması söylemesi öyle kolay Kolaylığından sıkılıyorum Kurtulmak elimden gelmiyor “oysa” diyor birisi “sabah yeniden hatırlamadı yaşamayı” bana kalırsa “oysa” diyenlerden hep korkmaı “oysa ölüm var” da diyebilir aynı kişi “mucize”,açıklanabilir bir “şey” değildir,tanık oluruz sadece. oysa ölüm yakın olmamalı süzgün ve uzun şeylerden de korkmalı bana kalırsa uzun süren devrimlerden süzgün aşklardan ve bunlara benzeyen başka şeylerden akasya hemen çürümeli tren birden hızlanmalı şimdi ey kış diyorum ne kadar sürersen sür yaz güzeldi ve sapsarıydı herkes doydu ve eylendi oyunlar oynandı oteller ve sokaklar da sapsarıydı kimler ne konuştu ne yitirdi ne kazandı Seni aldım bana ayırdım. Durma! Kendini hatırlat.. ama bir şey vardı eksilen ya da çoğalan kumun altında mı denizin üstünde mi masalarda mı biraz birazdım her şeyden dün biraz sinirlenmiştim mesela yarın bir kadını seveceğim biraz biraz biraz kör oldum bügünlerde “dünya bir sanrıdır” diyor birisi “belki bir sancı” Ah ki ben, Kendimi bile Kimsesizliğimden tanırım… ne bırakmıştım orada sahi mor gibi soylu bir şey mi bir eziklik mi yoksa sondur bu akşamlar, geceler diriltir beni bir kuşun sesinde herkes ne kadar mutluydu “oysa” Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum Hiçbirinizle dövüşemem ne bıraktıysam o kadar kaldı orda sonsuz göğün altında aşkın aşkla çarpımı nedendir bilinmez garip bir biçimde hep sonsuzdur Gülü çiğdemi filan bırak Sardunyayı karidesi filan bırak Acıyı ve ölümleri bırak Oy pusulalarını ve seçimleri bırak Evet Seçimleri özellikle bırak Çünkü açlık çoğunluktadır Bazen sadece onun sende bıraktığı izleri özlersin, Her şarkıda ayrı bir hatıra saklıdır sanki; İstesen de silemezsin. Her kişinin ukala ömrü Yeter sanılır çiçeklenmeye Ve dünyanın karanlığından Bir aşk bahanesiyle kurtulmaya Kaçıp giden baharların anısı Elden ele devredilen bir gençlik duygusu Laleler sümbüller bütün öbür boklar püşürler Hakkım var mıdır bunları söylemeye – vardır Bir elim sağ cebimde Bir elim sol cebimde Bu hüznü siz de bilirsiniz Anlat deseniz anlatamam Enine boyuna yaşarım ancak… Güneş doğarken ve batarken Yazdan kışa girerken ve kıştan çıkarken Ve dağda ve kırda Hakkım vardır – Çünkü en azından dünyadan Dölsüz katırlar geçer Yüklü vagonlar geçer Demir yüklü şilepler geçer Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş Şimdi de var biliyorum Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz Yelkenleri işletenleri ve tayfalarıyla Ve onların karıları ve çocuklarıyla Ve bilinmez sanılır geleceği Bir demiryolu makasçısının Oysa kesinlikle yazılmıştır Her sevgi kitabında Asıl olan açlıktır Çoğunluktadır “kaç unutulmaz günü vardır insanın kaç unutulmaz yaz ve kış günü, ömründe kaç tane mutluluğu birer birer” 1 69Turgut Uyar Sözleri 12 69Turgut Uyar Sözleri 13 69Turgut Uyar Sözleri 24 69Turgut Uyar Sözleri 25 69Turgut Uyar Sözleri 36 69Turgut Uyar Sözleri 37 69Turgut Uyar Sözleri 48 69Turgut Uyar Sözleri 49 69Turgut Uyar Sözleri 510 69Turgut Uyar Sözleri 511 69Turgut Uyar Sözleri 612 69Turgut Uyar Sözleri 713 69Turgut Uyar Sözleri 814 69Turgut Uyar Sözleri 915 69Turgut Uyar Sözleri 1016 69Turgut Uyar Sözleri 1117 69Turgut Uyar Sözleri 1218 69Turgut Uyar Sözleri 1319 69Turgut Uyar Sözleri 1420 69Turgut Uyar Sözleri 1521 69Turgut Uyar Sözleri 1622 69Turgut Uyar Sözleri 1723 69Turgut Uyar Sözleri 1824 69Turgut Uyar Sözleri 1925 69Turgut Uyar Sözleri 2026 69Turgut Uyar Sözleri 2127 69Turgut Uyar Sözleri 2228 69Turgut Uyar Sözleri 2329 69Turgut Uyar Sözleri 2430 69Turgut Uyar Sözleri 2531 69Turgut Uyar Sözleri 2632 69Turgut Uyar Sözleri 2733 69Turgut Uyar Sözleri 2834 69Turgut Uyar Sözleri 2935 69Turgut Uyar Sözleri 3036 69Turgut Uyar Sözleri 3137 69Turgut Uyar Sözleri 3238 69Turgut Uyar Sözleri 3339 69Turgut Uyar Sözleri 3440 69Turgut Uyar Sözleri 3541 69Turgut Uyar Sözleri 3642 69Turgut Uyar Sözleri 3743 69Turgut Uyar Sözleri 3844 69Turgut Uyar Sözleri 3945 69Turgut Uyar Sözleri 4046 69Turgut Uyar Sözleri 4147 69Turgut Uyar Sözleri 4248 69Turgut Uyar Sözleri 4349 69Turgut Uyar Sözleri 4450 69Turgut Uyar Sözleri 4551 69Turgut Uyar Sözleri 4652 69Turgut Uyar Sözleri 4753 69Turgut Uyar Sözleri 4854 69Turgut Uyar Sözleri 4955 69Turgut Uyar Sözleri 5056 69Turgut Uyar Sözleri 5157 69Turgut Uyar Sözleri 5258 69Turgut Uyar Sözleri 5359 69Turgut Uyar Sözleri 5460 69Turgut Uyar Sözleri 5561 69Turgut Uyar Sözleri 5662 69Turgut Uyar Sözleri 5763 69Turgut Uyar Sözleri 5864 69Turgut Uyar Sözleri 5965 69Turgut Uyar Sözleri 6066 69Turgut Uyar Sözleri 6167 69Turgut Uyar Sözleri 6268 69Turgut Uyar Sözleri 6369 69Turgut Uyar Sözleri 64 ŞİİRİN "BÜYÜK SAAT"İ TURGUT UYAR[*] TEMEL DEMİRER "Mutsuzluktan söz etmek istiyorum Dikey ve yatay mutsuzluktan Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun sevgim acıyor." size="2">[1] Hatırladığım kadarıyla Cemal Süreya, Onun için, "Zaten şair doğmuştur. Şairlik aslında bir yazgı... Bir adamın şair olması, bir yazgıyı, bir cehennemi kabullenmesi meselesidir. Turgut'un bütün hayatı, bu cehennemin içinde geçmiştir," demişti… Kimileri için bir hayli "mistik"/ "sürrealist" olarak yorumlanması mümkün olan bu niteleme, kanım odur ki, Turgut Uyar'ın anlatılıp/ anlaşılmasında kilit önemdedir… Sabit Kemal Bayıldıran'ın belirttiği gibi, "Turgut Uyar sosyalist değil, ama insan olarak, şiir olarak yapılan haksızlıklara, işkencelere, idamlara karşı acısını haykıramamanın acısını dillendiriyor, hem de imgelerle…" Evet O, tamı tamına, hatta ne bir eksik ne de bir fazla, George Tabori'nin, "Bir yazar, her yerde yabancı olmalıdır"; ya da Barthes'in, "Yazar yalnızdır, ayrılmıştır," sözleriyle betimlenen bir yazardı/ şairdi… Hani Hegel'in, "İnsanlık tarihi aynı zamanda bir yabancılaşma tarihidir," dediği tabloya Karl Marx'ın, "Özel mülkiyet bizi öylesine aptala çevirmiş, tek yanlı hâle getirmiştir ki, biz bir nesnenin, ancak ona malik olduğumuz zaman bizim olduğunu sanırız… Bu yüzden, bütün fiziksel, akılsal duyuların yerini, bütün bu duyuların tam bir yabancılaşması olan malik olma duygusu almıştır," notunu düştüğü "koşullara" başkaldıran yazardı/ şairdi… Hani eşi, sevdası Tomris Uyar'ın, "Şairane şiir yazmaya karşı olup başka bir şairanelik, başka bir şiirsellik keşfetmişti..." tarifindeki üzere… * * * * * Turgut Uyar 1927'de Ankara'da doğdu. Bursa Askeri Lisesi'ni bitirdikten sonra, yüksek öğrenimini Askeri Memurlar Okulu'nda tamamladı. Anadolu'nun çeşitli yörelerinde subay olarak çalıştı. Ordudan ayrıldı, sivil görevler aldı. Emekliye ayrılınca İstanbul'a yerleşti. Şiirin "Büyük Saati" Turgut Uyar'ı 22 Ağustos 1985 tarihinde kaybettik. "Acıyor" şiirinde söylediği gibi ömrü boyunca yakasını bırakmayan "dikey ve yatay mutsuzluğundan" sıcak bir yaz gününde kurtulabildi. Turgut Uyar, "Asker okullarında hiç mutlu olmadım. Zaten mutlu olan çocuk da yoktur" der askeri okulda okuduğu yıllar için. Okul bitikten sonra kura usulü tayinle Posof'ta personel subayıdır. Kendi deyimiyle "silahsız bir asker"... Bu dönemde yazdığı bir şiirinin adı "Yokuş Yolda"dır. Bu yolda durmadan kanar; "Güllerin bedeninden dikenleri teker teker kopartırsan Dikenleri kopardığın yerler teker teker kanar. Dikenleri kopardığın yerleri bir bahar filan sanırsan Kürdistan'da Muş-Tatvan yolunda bir yer kanar Eşkıyalar kanar, kötü donanımlı askerler kanar. El ele gittiğimiz bir yolda sen git gide büyürsen Benim içimde beklemiş çok eski bir yer kanar." Bir süre sonra askerlikten ayrılır, sırmaların ve apoletlerin yükünden kurtulmuştur. Bazı şiirlerde yanıtlarını buluruz izinden gittiğimiz sorunların, içimizdeki sislerin dağıldığını hissederiz. Bazı şiirlerde ise yanıtı zor sorularla karşılaşırız. Turgut Uyar bir şiirinde "Şimdi tarihte saat kaç?" diye sorar; tarih ve zamana, insanın zaman ve tarihle olan ilişkisine ve geçmişine ilişkin temel bir sorudur bu. Çünkü vakit dardır ve "Bizim tasalarımızın eskidir tarihçesi..." Soru önemlidir ve süreklidir. Bu yüzden sık sık yinelenir şiirlerde ve yaşamda. Çünkü şair zamanın o dar vadisinde "kuru güller gibi sessiz ve ince" hâlini dile getirirken soru aklımızı kurcalamaya devam edecek "Saat kaç hâlâ bilmem, ben güneş saati kullanıyorum." Şairanelik yüz bulmaz Turgut Uyar'dan. Şiirsellik önemlidir onun için yaşamın her karesinde şiirsellik arar. Tarihte saat kaç olursa olsun hüzne her zaman yer vardır onun sofrasında. Yaşamla iç içedir şiiri... Trajedi, yaşam hengâmesi içinde savrulan bireyin trajedisidir. Yol çıkmazda biter çoğunlukla, çıkış zordur. Ama çıkmazın bilincindedir. "... Ey soyumdan ve aşkımdan yana olan kalbim Her şeyden umut kesilir, her şey kırık sen ufalınca Oysa son provasını yapıyoruz bir büyük destanın Sonsuz bir biçim alacak herkes katılınca." Turgut Uyar şiirinin hammaddesi imgedir. Onun için "günü dolduğunda ölmeyen şiir çağında da pek yaşamamıştır." Önemli olan insandaki değişmez olanı yakalayabilmektir. Ustalıktan korkar. Ona göre sanatçıyı bitiren ustalıktır. O acemilikten yanadır; "Efendimiz acemilik. Bir başka taş, bir başka daha, sonunda bir sürü yarım biçimler bırakacaksınız. Belki, başkaları sever ve tamamlar. Ama her taşa sarılırken gücümüz, aşkımız yenidir, tazedir. Her seferinde şevkle çalışacaksınız." Şiirin en yalın en mutsuz duyarlığıdır Turgut Uyar. En kalabalık, en derinlikli şiirin de adresidir o. Slogan atan bir sanat beklentisi olanlara verecek çok şeyi yoktur. Ancak apolitik bir şiir değil, toplumcu damarı olan bir şiirdir onunki. Cemal Süreya bu şiiri büyük bir gövdeye benzetir "Büyük bir gövdedir onun şiiri. Kımıldadıkça kendine benzer, gövdeler hazırlar.. Onu şiirimizin ön sırasında getiren bir başka özellik de görüntü kavramına kattığı yeni olanaklardır. Çok boyutlu ve gerçeğin asalağı olmayan görüntülerle çalışır." "Bir elinde kadeh Öbürünü yarasına bastırır." Kendisine ait bir arşivi bile olmayan şair. Hiçbir şeyi biriktirmemiş. Şiirinin el yazmalarını saklamamış, rızası olmadan hiç bir şeyin yayımlanmasını istememiş. Kırk yıl boyunca şiir yazmış, şiir düşünmüş biri olarak, bunun bir kişilik olduğuna inanan Turgut Uyar, kişiliğinin yazılanla örtüşmesi noktasında iyi bir örnektir, Enis Batur'a göre; Uyar diğer şairlerden olduğu kadar içinde bulunduğu "İkinci Yeni" akımında da hemen fark edilir. Yeri müstesnadır. Gerek söz, gerekse biçim bakımından sürekli değişen şiirinden divan şiirine uzanan geniş bir kültür birikimini değerlendirirden aynı zamanda kendisi olabilen bir şiir geliştirdi.[2] * * * * * Eşi, sevdası Tomris Uyar, Onu anlatırken, "Ben onun dünyaya açılan penceresi olmaktan da öte bir şeydim, bir parçası gibiydim," deyip eklerdi "Turgut Uyar bana hep zor bir şair gibi gelmiştir. Yani ilk bakışta sevilmeyen, ancak üstüne çok düşünüldükten sonra anlaşılıp yerli yerine oturtulabilecek biri gibi gelmiştir.... Çünkü aynen sizin gibi ben de onu insan olarak tanımanın gerekli olduğunu düşündüren bir şiir yazdığını düşünüyordum. Sanki bunun birtakım karşılıkları kendi özel hayatında varmış gibi geliyordu, yani birtakım imajlarının hesabı mutlaka bir yerde gizli gibi geliyordu; 'gizli' derken çok saklı değil ama her zaman örtülü olarak -ortada değil de- belki derinlerde bir yerlerde duruyor diye düşünmüştüm." size="2">[3] cellspacing="0">ŞİİR KİTAPLARI Arz-ı Hâl 1949, Türkiyem 1952, Dünyanın En Güzel Arabistanı 1959, Tütünler Islak 1962, Her Pazartesi 1968, Divan 1970, Toplandılar 1974, Kayayı Delen Zincir 1981, Büyük Saat Bütün Şiirleri, 1984. Gerçekten de A. Hicri İzgören'in belirttiği üzere, "Turgut Uyar ömrü boyunca bir azınlık gibi yaşadı…" Malum "Kahramanlık her zaman savaş alanlarında ya da insanlık için can vererek olmuyor. İnsanlığın acısını duymak, onu yaşamak ve başkalarına yansıtmak da insana özgü bir kahramanlık… Turgut Uyar şiirlerinde bu acıyı benzersiz biçimlerde ortaya koydu. Bu acıya dayanmak ve ona karşı direnmek kadar dayanamamak da çağdaş bir kahramanlıktır. Mayakovski'den Yesenin'e, acıyla baş edemeyen çok sayıda şair sayılabilir." size="2">[4] * * * * * Ve nihayet "İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım" diye haykıran O; şiirin "Büyük Saati"iydi… "Bir sevgiliyle doymayacak kalbim, anladım/ Alıp başımı gideceğim. ... Toprak ve insan kokularıyla,/ Uğultulu bir sarhoşluk içinde, yıllar için/ Başımı alıp gideceğim. ... Oturup sevişmeliyiz güzelliklerle/ Yüzyıllarca ötede, çırılçıplak/ Bir ilkokul şarkısıyla beraber," der ve eklerdi "Öyle bir tad var ki fakirliğimizde/ Başka hiçbir şeyde bulamam..." "Acının Tarihi"nde "bir susam gibi boyuna sulamak umutsuzluğu/ ve direnmek/ hep direnmek devam etmek adına/ diyorum ki acılığı eksilmesin ağzımızdan/ boyuna tükürmek için/ boyuna" diyen Turgut Uyar'ın "Biliyor musun?" dizelerinde nakşettiği yaşam serüveniydi sanki "biliyor musun/ aşk şiiri yazmaktan bıktım/ bir gün şöyle bir baktım/ yazdığım bütün şiirler öyle/ bir sarsılma, nedir bu/ bir otuz aşk şiiri daha/ kendimi hiç suçlamadım/ peki o zaman ben neden/ dereceler sokayım koltuğumun altına/ ateşim varsa zaten/ ey gözleri maden/ çünkü aşk bir suçlamadır/ sonuna kadar yaşanmamışsa/ bir bardak birada yeni bir deniz/ ve yağmur/ eski bir denizde yeni bir ada/ yaşanmamışsa/ sözgelimi Galata'dan Afrika'ya gidiyordum/ korsanları kralları ve bazı ülkeleri/ ve bütün madenleri/ ve kendi sonumu/ iyi görmüyordum sonunda/ her türlü madeni/ elimde bir sürü kağıtla/ hazırladım kendimi…" 28 Şubat 2010 121952, Ankara N O T L A R [*] Kaldıraç, No108, Mart 2010… [1] size="2">Turgut Uyar. [2] A. Hicri İzgören, "Kalabalık ve Yalnız", Ülkede Özgür Gündem, 22 Ağustos 2004, [3] size="2">Erhan Altan, Ben Koşarım Aşağlara, Koşarım, Dünya Kitapları, 2005. [4] size="2">Turgay Fişekçi, "Turgut Uyar'ın Kırıkları", Cumhuriyet, 4 Ocak 2006,

turgut uyar büyük saat sözleri