🎁 Güneş Sisteminde Yer Almayan Gök Cisimleri
Güneş Sistemi içinde Gezegen ve Cüce Gezegenler dışında kalanlar genellikle Küçük Gök Cisimleri adı altında toplanır. Bu grupta yer alan başlıca gök cisimleri; Doğal Uydular; doğal uydular "Ay" olarak da adlandırılır. Bunlar Güneşin çevresinde değil gezegenlerin ya da küçük gök cisimlerinin etrafında dolanan
Güneş ile Dünya arasındaki mesafe 149,6 milyon km'dir (1AB) Güneş ışığı Dünya'ya 8 dakikada ulaşır. Güneş, Dünya'mızdan çok uzakta olduğu için küçük görülür. Güneş’in büyüklüğü Dünyamızın büyüklüğünün yaklaşık 110 katıdır. Güneş'in kütlesi Dünyamızın kütlesinin yaklaşık 330 000 katıdır.
GÜNEŞ Güneş yaklaşık olarak küre biçiminde ve Dünya`mızdan çok büyük olan ısı ve ışık kaynağıdır. Güneş, Dünya`mızdan çok uzakta olduğu için küçük görülür. Güneş`in çapı, Dünya`nın çapının 100 katına ve Ay`ın çapının 400 katına eşittir. Güneş`in sıcaklığı çok fazladır.
HALKALIGEZEGENİN EN BÜYÜK UYDUSU: TİTAN. Güneş sistemimizin halkalarıyla ünlü gezegeni Satürn, bir gaz devi ve en çok uyduya sahip olma rekorunu elinde tutuyor. Satürn’ün tam olarak 82 uydusu mevcut. Bu uydulardan özellikle ikisi insanlık için oldukça önem teşkil ediyor: Titan ve Enceladus .
GüneşSistemi, Samanyolu gök adasının merkezinden dışa doğru açılan sarmal kollarından biri olan Avcı-Oryon kolunda bulunur. Güneş Sisteminde dokuz tane gezegen vardır. Gezegenlerin Güneşe olan uzaklıkları Astronomi Birimi (AB) adı verilen bir uzaklık birimi ile ifade edilir.
Güneş sistemi Güneş'in ve onun etrafında belirli yörüngelerde hareket eden gezegenlerin, uyduların, kuyruklu yıldızların bulunduğu gök cisimleri topluluğuna Güneş Sistemi denir. Güneş sistemindeki ısı ve ışık kaynağı Güneş'tir. Güneş. Dünya'ya en yakın yıldız Güneş'tir. Güneş küre şeklindedir.
Tüm bu gök cisimleri, güneşle aynı düzlemde kabaca dairesel yörüngelerde (ekliptik) bulunur (Plüton bir istisnadır; eliptik yörüngesi güneş tutulmasına 17 ° ‘den fazla eğimlidir). Gezegenlerin hareketi eliptiktir ve güneşe uzaklıkları yörünge konumlarına göre yaklaşır veya hareket eder.
HgHM. GÜNEŞ SİSTEMİ VE ÖTESİ UZAY BİLMECESİ EVREN Dünyanın da içinde bulunduğu bildiğimiz ve bilmediğimiz bütün yapıların içinde yer aldığı boşluğa denir. EVREN NASIL OLUŞTU? En iyi kuram büyük patlama kuramıdır. Bu kurama göre herşey yaklaşık 14 milyar yıl önce çok yoğun ve sıcak bir noktada meydana gelen patlama sonucu ortaya çıkan çok sıcak bir gazla doldu ve sürekli olarak büyüdü. Yaklaşık olarak bir milyon yıl sonra bu gaz büyük oranda yoğunlaşarak gökadalar , nebulalar, yıldızlar meydana geldi. İlk patlamadan bu yana evrenda daha birçok patlama meynada gelmektedir. EVRENİN BELİRLİ BİR HACMİ VARMI? Evrenin sürekli genişlediğini gösterir. Samanyolu gök adasında bulunan Güneş ve gezegenler arasındaki yer çekimi etkisinden dolayı birbirlerinden uzaklaşmamalarına rağmen arasındaki uzaklık sürekli artar. Evrenin ne kadar hızlı genişlediği konusunda herhangi bir sınır yoktur. GÖK ADALAR Evrenin gök adalardan, gezegenlerden, bulutsulardan, gök taşlarından ve trilyonlarca yıldızdan oluştuğunu keşfetti. Evrendeki trilyonlarca yıldız ve yıldızlararası madde bir araya gelerek gök adaları oluşturmuşlardır. Gök adalarındaki yıldız sayıları farklılık gösterir. En büyük gök adadaki yıldız sayısı yaklaşık üç trilyon, en küçük gök adadaki yıldız sayısı ise yüz milyar kadardır. Gök adaların varlığını keşfeden ilk bilim insanı gök bilimci EDWİN HUBBLE’ dir. • Samanyolu okadar büyüktür ki bir ucundan diğer ucuna ışık hızı ile yolculuk yapılırsa yüz bin yıl sürer. Evreni Oluşturan Gök Adalar Şekillerine Göre İsim Alırlar. SARMAL GÖK ADALAR *Büyük miktarda gaz ve toz içerir. *Genç ve yaşlı yıldızlar bulundurur *Biçimleri rüzgar gülüne benzer. *Merkezinde parlak yıldızlar bulundurur. *Güneş sisteminin yer aldığı saman yolu bu tip gök adalara örnektir. ELİPTİK GÖK ADALAR *Yuvarlak ya da oval biçimlidir. *Çok az miktarda soğumuş gaz ve toz içerir. *Yapısında yaşlı yıldızlar çoğunluktadır. *Yaşlı yıldız nüfusunun çoğunluğundan dolayı, mavi renkte görünen sarmal gök adalarının aksine sarı-kırmızı renktedir. DÜZENSİZ GÖK ADALAR *Belirli bir hacmi yoktur. *Yapısında gaz ve toz çoktur. *Hem genç hem de yaşlı yıldızları içerir. YILDIZLAR Işık saçan dev gaz küreleridir. Evrendeki hidrojen yığınlarının bir araya gelip sıkışmasıyla meydana gelirler. *Güneş orta büyüklükte bir yıldızdır. Betelgeuse yıldızı güneşin çapının yaklaşık 800 katı büyüklüğündedir. *Yıldızların parlaklıkları da değişiklik gösterir . Deneb yıldızı güneşten yaklaşık kat daha parlaktır. *Yıldızlar canlı değildir ama tıpkı canlılar gibi doğar, yaşlanır ve ölürler. Yıldızların hayatı nebulaların içinde başlar. *NEBULABULUTSU yıldızlar arasında bulunan boşluklarda yer alan ve yıldızların yaydıkları ışık ile görülen yoğun gaz ve toz birikintileridir. Bir yıldızın yaşam öyküs* • Bulutsu içindeki gaz ve toz bulutu toplanmaya başlayarak yoğun küreyi oluşturur. • Merkezindeki sıcaklık yeterince yükseldiğinde yıldız patlamaya başlar. • Yıldızın kütlesindeki hidrojenin helyuma dönüşmesiyle yüksek enerji ortaya çıkar. Bu enerji yıldızın büyümesine ve daha çok patlamasına neden olur. • Yaklaşık 100 bin yıl içinde genç bir yıldız çok parlak bir cisim durumuna gelir ve en büyük boyutlarına ulaşır. Bu aşamada yıldız kırmızı dev adını alır. • Zaman içerisinde süpernova patlamasıyla kırmızı devin dış tabakaları ayrılır ve uzaya doğru yayılır. • Yaşlanan yıldızdan geriye, büzülen küçülen çekirdeğinden veya merkezinden başka bir şey kalmaz. Buna beyaz cüce denir. • Yanıp bitmiş yıldız parlamak için çok soğumuştur. Bu öl*gök cismine siyah cüce denir. Yıldızlar mavi, sarı ve kırmızı renklerdedir. Mavi yıldızlar genç, Sarı yıldızlar yetişkin, Kırmızı yıldızlar ise yaşlı yıldızlar olarak sınıflandırılır. Yıldızlar konumlarına göre farklı şekillere benzetilerek ortaya takımyıldızları ortaya çıkıyor bilinen takımyıldızlarından bazıları; Küçükayı, boğa, akrep, avcı, kuğu… GÜNEŞ SİSTEMİ Güneşi ve güneşin çekim alanındaki gök cisimlerini kapsayan sistemdir. Gezegenler, asteroitler, kuyruklu yıldızlar, gök taşları ve doğal uydular bulunmaktadır. Gaz bulutu içindeki süpernovalar sayesinde güneş ile güneşin oluşumu sırasında gaz ve tozlardan ibaret güneş bulutsusundan çeşitli gezegenler oluşmuştur. GÜNEŞ • Güneş parlaklık ve büyüklük bakımından cüce yıldızlar grubuna girer. • Çapı yaklaşık olarak milyon kilometredir. • Kendi etrafında saatte 7000 kilometre hızla döner. • Yüzey sıcaklığı yaklaşık 5500 c0 dir. • Gök cisimleri ve gezegenler güneş etrafında eliptik bir yörüngeyle dolanır. GEZEGENLER Gezegenler güneş etrafında dolanan gök cisimleridir. Güneş etrafında dolanan sekiz tane gezegen gezegenlerin 200’e yakın uydusu, üç gezegen ceres, Plüton, eris ve milyonlarca gök cisimleri bulunur. Gezegenlerin güneşe yakınlıklarına göre sıralaması Merkür-Venüs-Dünya-Mars-Jüpiter-Satürn-Uranüs-Neptün İlk dört gezegen iç, son dört gezegen ise dış gezegen olarak adlandırılır. iç gezegenler karasal yapıda, dış gezegenler birer dev gaz küreleridir. MERKÜR • Gezegenler içindeki en küçük, güneşe yakınlık bakımından en yakın gezegendir. • Güneş etrafında çok hızlı dolanır. • Güneş etrafında dolanımını 88 günde tamamlar. Bu nedenle Merkür de iki gündoğumu arası yaklaşık 176 dünya gün*uzunluğundadır. • Yüzeyi kraterlerle kaplıdır. • Yüzey sıcaklıkları çok farklıdır. Güneş’i gören yüzeyinde sıcaklık 430 C0 yi, karanlık yüzeyinde ise -175C0 yi bulur. • Doğal uydusu yoktur. VENÜS • Kayalık bir gezegen olup, güneşe yakınlık bakımından ikinci sırada yer alır. • Kendi etrafındaki dönüş*yaklaşık olarak 230 günde tamamlar. • Atmosferin yoğunluğu gezegenin çevresinde sera etkisi yaratır. Bu nedenle yüzey sıcaklığı 450C0 yi bulur. • Güneş sistemindeki en sıcak gezegendir. • Diğer gezegenlerin tersine, saat yönünde yapar. Bu yüzden Venüs te güneş batıdan doğarken, doğudan batar. • Doğal uydusu yoktur. DÜNYA • İnsanoğlunun yaşamını sürdürdüğ*ve yaşamın olduğu tek gezegendir. • Güneşe yakınlık bakımından üçünc*sırada yer alır. • Güneş etrafında tam bir dolanımını 365 gün 6 saatte tamamlar. • Uzaydan bakıldığında masmavi görünür bunun nedeni de üzerinde nehirlerin, göllerin, denizlerin ve akarsuların bulunmasından kaynaklanıyor. • Dünya atmosfer denen hava küreyle kaplıdır. Dünyayı aşırı sıcak ve aşırı soğuktan korur. • Dünyanın tek uydusu AY’dır. MARS • Güneşe yakınlık bakımından dördünc*sırada yer alır. • Güneş etrafındaki dolanımını 687 günde tamamlar. • Dünyanın yarısı büyüklüğünde olan, soğuk bir gezegendir. • Yüzeyinde bol miktarda demir bulunduğu için kırmızı renkte görünür. • Çevresini saran ve karbondioksitten oluşmuş atmosferi vardır. • Güneş sisteminde bilinen en büyük yanar dağına ve daha birçok yanardağa sahiptir. Bu yanardağ OLYMPUS MONS . • İki doğal uydusu vardır. Bunlar phobos ve deimos tur. JÜPİTER • Güneşe yakınlık bakımından beşinci sırada yer alan Jüpiter ile gaz devi kürelere geçiş yapıyoruz. • Güneş sisteminin en büyük kütleli gezegenidir. diğer bütün gezegenlerin toplamından da büyüktür ve içine yaklaşık 1000 tane dünya sığabilir. • Jüpiter’in bilinen 63 tane uydusu bulunur. Bunların en önemlileri; Europa, Callisto, Ganymede ve Io dur. • Kendi etrafında çok hozlı döndüğün*için atmosferdeki bulutlar, ekvatora paralel kuşaklar oluşturur. • Hızından dolayı Jüpiter ’ de yaklaşık 10 saatte bir güneş doğar. • Jüpiter in hareketli atmosferinde fırtınaların oluştuğu büyük kırmızı lekesi kolaylıkla gözlemlenebilir. SATÜRN • Güneşe yakınlık bakımından altıncı sırada yer alır. • İnce ve geniş halka sistemine sahiptir. • Buz ve kayalardan oluşmuş halkanın kalınlığı 1 kilometreden azdır. • Tümüyle gazdan oluşmuştur. • Halkalı tek gezegen Satürn dür. • Satürn ün yörüngesinde 60’ tan fazla uydusu dolanır. Bunlardan biri olan titan, Merkür den bile büyüktür. • Uydularının yedi tanesi eş yörüngelidir yani aynı yörüngede dolanırlar. URANÜS • Büyüklük bakımından üçünc*olan Uranüs, güneşe yakınlıkta yedinci sıradadır. • Atmosferinde metan bulunduğu için mavi-yeşil renkte görünür. • Dönme ekseni yörünge düzlemine çok yakındır. • Güneş etrafındaki yörüngesinde yuvarlanıyormuş gibi görünür. Bu dolanımını 84 yılda tamamlar. • Toz şeritleriyle kaya parçalarından oluşan 11 halkası vardır. • Bilinen 27 tane uydusu bulunur. Bunlardan bazıları Miranda, Titania, Ariel, Umriel ve Oberon dur. NEPTÜN • Güneşe yakınlık bakımından sekizinci sırada yer alır. • Güneşe çok uzak olduğu için Neptün deki öğle vakti dünyadaki akşamüst*gibidir. • Diğer gaz devlerinde olduğu gibi Neptün de de şiddetli rüzgarlar ve fırtınalar vardır. • Atmosferinde belirgin birkaç bulut görünür. Bunların en büyükleri çapı dünya kadar büyük olan Kara Leke dir. • Büyük ve küçük kara lekeler saatte 2000 km ye ulaşan fırtınalardır. CÜCE GEZEGEN PLÜTON 24 ağustos 2006 tarihinde yapılan yenı tanımlamada Plüton cüce gezegen olarak tanımlanmıştır. Alınan karara göre cüce gezegen ; • Güneş çevresindeki yörüngede dolanır. • Yörüngesinin civarı temizlenmemiş olmalıdır. • Bir gezegenin uydusu olmamalıdır. Plüton un yörüngesi civarında Kuiper kuşağı bulunduğu için çevresi temizlenmemiştir. Kendisine ait uydusu bulunur Charon. Belirlenen diğer cüce gezegenler Ceres ve Eris tir. AY • Latince adı LUNA olan ay dünyanın tek uydusudur. • Dünya etrafındaki dolanımını günde tamamlar. • Güneşten aldığı ışığı dünyamıza yansıtır. • Atmosferi ve suyu yoktur bu nedenle kuru ve çoraktır. • Yüzeyinde gök cisimlerinin çarpması sonucu oluşan birçok krater bulunur. • Ayın kendi ekseni etrafında 27 günde tamamlar. Kendi etrafında ki dolanımıyla dünya etrafındaki dolanımını yaklaşık aynı saatlerde tamamladığı için ayın hep aynı yüzeyi bize dönüktür. • Ayın dolanımından dolayı güneşten aldığı ışınlara farklı yansıtır ve ayın evreleri oluşur. • Ayın dört tane evresi bulunur bunlar sırasıyla YENİAY, İLK DÖRDÜN, DOLUNAY ve SONDÖRDÜN olarak isimlendirilir. KUYRUKLU YILDIZLAR Güneş sisteminin en istikrarsız üyeleridir. Güneş etrafında basık, eliptik yörüngelerde dönerler. Örneğin; HALLEY kuyruklu yıldızı 76 yıllık yörünge dönemine sahiptir. Kuyruklu yıldızlar “kirli kartopları “ olarak adlandırılırlar. Çekirdeği kaya ve toz ve buzlardan oluşur. Güneşe yaklaşan kuyruklu yıldızlar ısınır, buzları buharlaşmaya başlar. Kuyrukları güneşin aksi yönüne doğru uzanır. İyice uzaklaştıklarında ise kuyrukları küçülüp yok olur. En parlak kutup yıldızı çok uzakta bulunan Oort bulutunda oluşur. ASTEROİT KUŞAĞI Güneş sistemi Mars’ tan sonra gelen asteroit kuşağıyla ikiye ayrılmış gibidir. Asteroit kuşağında; küçük gezegenler, gezegenimsiler ve asteroitler olarak bilinen on binlerce cüce dünyalar bulunmaktadır. Asteroitler incelenirken birbirlerinden çok farklı fiziksel ve yüzey özellikleri bulunmuştur. METEORİTLER METEORİT Yeryüzüne düşen gök taşları METEOROİD Uzaydaki küçük gök taşları METEOR Bir meteoroid atmosfere girdiğinde gözlenen parlak ışımadır. Güneş çevresinde çeşitli yörüngelerde dolanan boyutlara 10 km-1 mm arasında değişebilen kuyruklu yıldız veya astroitlerin kalıntılarıdır. Atmosferde ilerleyen gök taşı sürtünme ile ısınır yanar ve ışık saçmaya başlar. Halk arasında bu olaya yıldız kayması denir. Bu ışıklı olay meteor veya akan yıldızdır. Meteorit denilen bu parçalar çok büyük olursa yer yüzünde krater çukurlar oluşur. Yılın belirli gecelerinde meteor sayısı artar gökyüzünde meteorlar adeta yağmur gibi gözlenir. Meteorların izlediği yollar çizilirse tüm yolların aynı noktada kesiştiği görülür. Saçılma noktasının bulunduğu takımyıldızının adını alır. Bunlardan bazıları Perseit, Leonit ve Orionit’ tir. Perseit meteor yağmurunun en yoğun olduğu zaman 12 ağustosu 13 ağustosa bağlayan gecedir. GÖK BİLİMİ Gök bilimi yeryüzündeki en eski bilimlerdendir. Önceleri evrenin yapısı Dünyanın merkezde olduğu, diğer gezegenlerin onun çevresinde döndüğ*modelle açıklanıyordu. Daha sonra Samos’ lu Aristarchus evrenin merkezinde güneşin olduğu görüşün*savunmuş. Güneş’ in ve Ay’ ın boyutlarını ve uzaklıklarını hesaplamaya çalışmıştır. Nicolaus Copernicus modern zamanın ilk güneş merkezcil açıklamasını yapmıştır. Johannes Kepler ise Mars’ ı inceleme görevinde Mars’ın, odaklarından birinde Güneş bulunan eliptik yörünge izlediğini bulmuştur. Galileo Galilei ise gökyüzün*incelemek üzere teleskop kullanan ilk kişidir. Güneş’ in karanlık lekelerinin hareket ettiğini, Ay’ ın kraterlerle dolu olduğunu, Jüpiter in 4 büyük uydusunu keşfetmiştir. UZAY TEKNOLOJİSİ 17. yüzyılda teleskobun icadından sonra uzaya olan ilgi daha da artmıştır. Dünya yörüngesine yerleştirilmiş Hubble uzay teleskobu ve daha birçok uzay teleskobundan çekilen fotoğrafların yanında, insanlı ya da insansız uzay keşifleri yapılmakta, uzaya yapay uydular gönderilmektedir. 1971 yılında Mars’ a Mars 3 adında, gezegenin fotoğraflarını çekecek sonda gönderilmiştir. Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün’ *inceleyen Voyoger 2 sondası güneş sistemini incelemeye devam etmektedir. 12 Nisan 1961’ de YURİ GAGARİN isimli kozmonot ilk defa uzaya çıkan insan olmuştur ve uzay aracıyla Dünya’nın çevresinde bir kez dönmüştür. Uzaydaki her çeşit değişikliği gözlemek, incelemek ve veri toplamak için gözlemevleri de kurulmuştur. Ülkemizde TÜBİTAK, ODTÜ, EGE, ERCİYES, İSTANBUL, BOĞAZİÇİ VE ÇANAKKALE 18 MART üniversitelerinin gözlemevleri bulunmaktadır. NOT insanlı uzay yolculuğundan sonra 20 Temmuz 1969 tarihinde Apollo-11 uzay aracıyla
Güneş sisteminde yer alan gök cisimlerinden hangisinin çapı diğerlerinden daha küçüktür? Güncelleme 2020-02-24 202848 Güneş sisteminde yer alan gök cisimlerinden hangisinin çapı diğerlerinden daha küçüktür? A- Jüpiter B- Ay C- Merkür D- Plüton Cevap Plüton Plüton, küçük gezegen tanımı 134340 Pluto, Güneş Sistemi'nde bilinen en büyük cüce gezegen ve Neptün ötesi cisim ve doğrudan Güneş etrafında dolanan en büyük on altıncı cisim. Önceleri gezegen olarak sınıflandırılmıştır. Plüton, bünyesinde birçok cisim barındıran Kuiper kuşağı'nın en belirgin üyelerinden biridir. Plüton, diğer Kuiper kuşağı üyelerine benzer biçimde taş ve buzdan oluşmaktadır; ancak bu kuşaktaki gezegenlere nispeten oldukça küçüktür. Kütle ve hacim olarak Ay'ın yaklaşık olarak beşte biri kadardır. Plüton, eksenindeki eksantrik dış merkezli eğim sayesinde yörüngesinin yaklaşık olarak 1/6'lik bir kısmında Güneş'e Neptün'den daha yakındır. güneş sistemi gök cisimleri çaplarına göre gök cisimleri
Güneş Sisteminde Hangi Gök Cisimleri Vardır Kayıtsız Üye güneş sisteminde hangi gök cisimleri vardır ? Cevap Güneş Sisteminde Hangi Gök Cisimleri Vardır Deli Sevdam Güneş Sisteminde Hangi Gök Cisimleri Vardır Güneş’ten olan uzaklıklarına göre gezegenler sırasıyla Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün’dür. Bu sekiz gezegenin altısının çevresinde doğal uydular döner. Benzer YazılarCisimleri Mıknatıslara İten Bir Kuvvet Mi VarUranüs , güneş sisteminde kaçıncı gezegendirGüneş Sisteminde Hangi Gezegenler VardırGök Cisimleri Nasıl Hareket EderGüneş Sisteminde Hangi Gezegenler BulunurGüneş Sisteminde Gizli Dev Gezegen
Bir yıldızın doğumu, çetin ve uzun bir süreç. Büyük gaz ve molekül bulutları içinde yoğun bir kütleçekimsel rekabet hidrojen %74-75 ve helyum’dan %24-25 oluşan nebulalarda çeşitli etkilerle yakın gökada veya yıldız geçişleri, süpernova patlamaları vs sıkışan büyük miktarda madde bir araya gelip kütleçekim etkisiyle yoğunlaşmaya ve sıkışmaya başlıyor. Bir araya gelen madde miktarı arttıkça kütleçekimi de orantılı olarak artıyor ve çevredeki daha fazla maddeyi kendine çekerek ağırlığını ve dolayısıyla merkez bölgesindeki basıncı da artırıyor. Basınç arttıkça madde ısınıyor ve “bebek yıldız”ımız parlamaya başlıyor. Fakat hala bir yıldız değil, sadece çok sıkışıp ısındığı için parlıyor, kendi enerjisini henüz yüz binlerce, bazen milyonlarca yıllık süre içinde öyle bir noktaya geliyor ki, merkezde bulunan hidrojen atomları birleşip helyum’a dönüşmeye başlıyor. İşte bu noktadan itibaren yıldız kendi enerjisini üretip parlama sürecine “nebula” bulutsu adı verilen dev gaz ve toz bulutları yıldızların doğum süre sonra da, yıldızı sıkışmaya zorlayan kütleçekim gücüyle, çekirdekteki nükleer reaksiyondan oluşan enerjinin yarattığı “genişleme” isteği dengeye giriyor. Hidrostatik denge denilen bu olayla, yıldız “anakol” denilen evreye giriyor ve ömrünün en uzun kısmını bu içe çökme-genişleme kavgasıyla geçiriyor. Örneğin Güneş milyar yıldır bu evrede ve en az bir o kadar daha anakol evresinde yıldız olabilmek için bir araya gelmesi gereken maddenin miktarı çok önemli. Eğer yıldızı oluşturan gaz bulutu, hidrojen ve helyum harici elementler bakımından fakirse, Güneş’in “en az” % kadar bir kütlenin bir araya gelmesi gerekli. Fakat, metal açısından zengin mesela % 1-2 bir bulutsuda gökbilim dilinde hidrojen ve helyum harici her maddeye metal denir % bir Güneş kütlesi yeterli olabiliyor. Ya da başka bir deyişle, yıldız olabilmek için Jüpiter’in yaklaşık 80 katı bir kütleye sahip olmak oluşmaya çalışan yıldızımız bundan daha küçük bir kütleye sahipse, çekirdeğinde nükleer reaksiyon başlayamayacak, sıkışması sona erince de yavaş yavaş soğuyarak, birkaç milyon yıl içinde gözden kaybolacak. Bu tür başarısız yıldızlara da “kahverengi cüce” adı içlerinde bir araya gelen büyük miktarda gaz, öbekler halinde yoğunlaşarak sıkışır ve bebek yıldızların ilk evresini oluşturur. İşte bizim Jüpiter’imiz de, Güneş Sistemi’nin başlangıcında, bundan 4 milyar yıl kadar önce, sistemimizde ikinci bir yıldız gibi parlayan bir kahverengi cüce idi. Fakat çok küçük kütlesi Dünya’nın 318 katı, Güneş’in ise binde biri nedeniyle yıldız olmayı başaramadı ve birkaç yüz milyon yıl içinde soğuyarak bugünkü halini aldı. Jüpiter’in yıldız olabilmesi için, kütlesinin en az 80 kat daha fazla olması arada yıldız olabilmek için illa ki hidrojen ve helyum’a ihtiyaç yok. Yeterince “su” molekülü dahi bir araya gelebilseydi, yıldız oluşturabilirdi. Fakat evrenin %99’undan fazlası hidrojen ve helyum’dan oluştuğu için, yıldızlar da bundan meydana geliyor. Geri kalan elementlerin bulutsulardaki yoğunluğu bir yıldız meydana getirebilecek kadar fazla EmecanYıldız oluşumunu daha detaylı lise düzeyi ve üstü biçimde ele aldığımız diğer bir yazımıza buradan en uygun ve en kaliteli teleskop ya da dürbünü, en uygun fiyata sadece Gökbilim Dükkanında bulabilir, satın alma ve kullanım sürecinde her zaman bize danışabilirsiniz GÖKBİLİM DÜKKANI’NA GİTFacebook
Zaman Yolculuğunu Araştırma Merkezi © 1998 Cetin BAL - GSM+90 05366063183 -Turkey/Denizli Güneş Sisteminin Yeri ve Yapısı Güneş / Merkür / Neptün / Dünya / Mars / Jüpiter / Satürn / Uranüs / Venüs / Plüton Karanlık ve bulutsuz bir gecede gökyüzüne bakıldığında, "Samanyolu" adı verilen parlak ışık kuşağı görülür. Yıldızlar birbirine dokunuyor izlenimi verirlerse de, gerçekte, görüldükleri gibi kümelenmiş değillerdir. Yıldız sistemimiz ya da gökadamız, basık bir sistem biçimindedir. Güneş, gezegenlerle birlikte, aşağı yukarı bir ana düzlemde yer alır ve sistemin "kalınlığı" boyunca bakıldığında, yaklaşık aynı yönde birçok yıldız görülür. Gökadamızda yaklaşık 200 000 milyar yıldız vardır ve Güneş'in bu yıldızlardan bir ayrıcalığı yoktur. Kaldı ki, boyut, ışıklılık ve birçok öteki nitelikleri göz önüne alındığında, Güneş, gökcisimleri içinde orta sıralarda yer alır. Ama bu gökcismi, çevresinde dolanan bir gezegende yaşadığımızdan, bizim için son derece önemlidir. Güneş, gökadanın merkezinden 30 000 ışık yılı uzaktadır bir ışık yılı, ışık ışınının bir yılda aştığı yoldur 9,41 milyon x milyon kilometre. Gökada bütünüyle döner ve onun merkezi çevresinde dolanan Güneş, bir dolanımını 225 milyon yılda tamamlar; bu dolanım süresine " kozmik yıl " adı verilir. Günümüzden " bir kozmik yıl" önce, Yer, "Kömür Ormanı" Coal Forest evresindeydi. Güneş, gökyüzünde Herkül takımyıldızına doğru hareket ediyorsa da, henüz tehlikeli bir durum söz konusu değildîr. Çünkü en yakın yıldız 4,25 ışık yılı uzaklıktaki, "Erboğa" adı verilen bir kırmızı cücedir. 8,6 ışık yılı uzaklıkta yer alan parlak Akyıldız, Yer'in yakın komşularından bîridir. Boyut ve ışıklılık bakımından Güneş'e hîç benzemeyen Irmak takımyıldızı ve Balina, Yer'den 11 ışık yılı ötede yer alır. Güneş, dokuz gezegen, bunların uyduları, kuyruklu yıldızlar, göktaşları ve toz bulutları, güneş sistemini oluşturur. En dışta yer alan gezegen Plüton'un Güneş'e ortalama uzaklığı 5,76 milyar kilometreyi aşar. Güneş sisteminin boyutları nereye kadar yayılır? Bazı yıldızların, en az iki ışık yılı uzaklaştıktan sonra Güneş'e yöneldikleri sanılmaktadır. Bu varsayım doğruysa, gökadamızda çok küçük bir yer tutmasına karşın, güneş sisteminin boyutları çok büyüktür. Yer, yaklaşık 4,7 milyar yıl yaşındadır. Güneş'se en az Yer kadar, hattâ daha yaşlıdır; ama gezegenlerin oluşumu konusunda genel bir anlaşma yoktur. Bu alanda birçok kuram önerilmiştir. Sözgelimi, Sir James jean'ın ortaya attığı bir kurama göre, Güneş'in yakınından geçen bir yıldız ondan bir parçanın kopmasına neden olmuş ve yıldız geçtikten sonra puro biçimi alan bu madde, Güneş çevresinde dolanmaya bağlamış, daha sonra da yoğunlaşıp parçalanarak gezegenleri oluşturmuştur. Ne var ki, akla yakın görünen bu kurama matematiksel açıdan karşı çıkılmış ve sonunda bir yana bırakılmıştır. Çağdaş kurama göre, Yer ve öbür gezegenler, "Güneş Bulutsusu'nun ağır bir süreç içinde gelişmesiyle oluşmuşlardır; dolayısıyle gezegenler yaklaşık aynı yaştadır. Nitekim Yer ile Ay'ın aynı yaşta olduğu anlaşılmıştır. Bununla birlikte, oluşum süreci konusundaki bazı anlaşmazlıklar giderilememiştir. Sözgelimi İsveçli gökbilimci H. Alfven'in öne sürdüğü gibi, magnetik güçlerin önemli bir rol oynamış oldukları düşünülebilir. Bununla birlikte, Güneş bulutsusu kuramı yerinde bir görüş sayılmakta ve bazı geçerli kanıtları desteklenmektedir. Güneş sistemleri evrende çok raslanan oluşumlardır ve Güneş'te ortaya çıkacak olaylar, öteki yıldızlarda da görülecektir. Öbür yıldızların birçok gezegeninde de yaşam bulunmadığını düşünmek akla uygundur. Güneş sistemimizde yaşam biçimi, yalnızca Yer'de görülebilir; çünkü Yer, Güneş'in ekosferinin, yani yaşamın gelişmesi için sıcaklığın ne çok yüksek, ne de çok düşük olduğu bölgenin merkezinde yer alır. öbür gezegenlerden Mars ekosferin dış kenarında, Venüs'se iç kenarındadır. Yer'e komşu bu gezegenler, yaşam için elverişli değildir; ama her birinin kendine Özgü nitelikleri varır. Bu arada, güneş sisteminde, çok çeşitli ortamlar bulunabileceği öne sürülmektedir. Gezegen Uzaklık AU olarak Hız km/sn Güneş’ten Dünya’dan Merkür Utarit Venüs Zuhre Dünya Arz Mars Merih Jupiter Müşteri Satürn Zuhal Uranüs Neptün Plüton GÜNEŞ SİSTEMİMİZ Güneş Sistemi, Güneş adını vermiş olduğumuz bir yıldız , bu yıldızın çevresindeki belirli yörüngelerde bulunan 9 gezegen ve çok sayıda küçük gökcisminden oluşmaktadır. Güneş Sistemi'nde yer alan gezegenlerin isimleri sırası ile Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Plüton dur. Evrende sayısız yıldız olduğu tahmin edilmektedir. Bu yıldızlar belli galaksilerde yer alır. Güneş Sistemi de Samanyolu Galaksisi'nin bir elemanıdır. Samanyolu Galaksisi içinde %90'ının büyüklüğü güneş kadar olan 100 milyar yıldız olduğu tahmin edilmektedir. Bu yıldızlardan her birinin çevresinde 9 gezegen olduğunu düşünürsek bazı yıldız sistemlerinde çok daha fazla gezegen vardır. sadece Samanyolu Galaksisi'nde 1 trilyona yakın gezegen olduğu sonucuna ulaşırız. Tüm evreni ele alırsak sayılarla ifade edemeyeceğimiz bir sonuç ortaya çıkar. Evrende keşif bekleyen sayısız gezegen olmasına rağmen insanoğlunun henüz Güneş Sistemi’ndeki gezegenler hakkındaki bilgileri bile çok yetersizdir. İnsanoğlunun evren ve gezegenler hakkındaki araştırmaları çok eskilere dayansa da ancak günümüzde bu araştırmalar bilimsel boyut kazanabilmiştir. Son yıllarda uzaya yollanan uzay araçları ve sondalar sayesinde çok değerli bilgiler edinilmişse de bu güne kadar uzay bilimi konusunda yapılabilen en büyük gelişme Ay'a ayak basmak olmuştur. Güneş sisteminde, diğer tüm galaksi ve sistemlerde de olduğu gibi belli bir düzen vardır. Her gezegen kendisine ait yörüngesinde hiç bir sapma yapmadan dönmektedir. Aynı zamanda yörüngesi yada ekseni etrafındaki dönme süresi hiç değişmeden sabit kalmaktadır. Bu yörüngeler ve periyotların hepsi matematiksel bir düzen içerisindedir. Bu düzeni ilk olarak keşfeden kişi Kepler'dir. Kepler çalışmaları sonucunda Güneş Sistemi'ndeki tüm gezegenlerin periyotlarının bir formüle bağlı olduğunu bulmuştur. Bu formüldeki orantı "BodeYasası" olarak bilinir. Her ne kadar bu yasanın adı Bode Yasası olarak bilinse de,aslında Johann Titus adlı bir fizikçi ve matematikçi tarafından 1766 yılında yasa daha sonra,1772'de Bode tarafından yeniden ele alınmış ve bu nedenle onun adıyla tanınmıştır. Bode Yasası,gezegenlerin Güneş'e uzaklığının hesaplanacağı basit bir formüle uzaklıklar,astronomi birimiyle abifade edilir.Bir astronomi birimi Dünya'nın Güneş'e 150 milyon kmBode sayısına göre 0,3,6,12,24,..., serisindeki sayılardan her biri Güneş'e olan uzaklıklarına göre,bir gezegene denk gelir. Yani 0 Merkür'e,3 Venüs'e,6 Dünya'ya .... Gezegenin uzaklığını bulmak için,bu seriden o gezegene denk gelen sayıya 4 sonuç 10'a bölündüğünde gezegenin uzaklığı astronomi cinsinden Merkür'ün uzaklığı 0+4/10=0,4 , Dünya'nın uzaklığı 6+4/10=1 astronomi birimi olarak bulunur.Gezegenlerin Güneş'e göre sıralanmalarına göre 0,3,6,9,... baz alınır Bilim adamları evrenin yaradılışını, evrenin yoktan var edildiğini kabul eden "Big Bang" teorisi ile açıklamaktadırlar. Bu teoriye göre; "Evren, yaklaşık 15 milyon yıl önce sıfır hacim ve sonsuz yoğunluğa sahip olan bir yokluğun şiddetle patlaması sonucunda oluşmuştur". "Big Bang" teorisi evrenin yaradılışı ile ilgili teoriler arsında en çok kanıtı bulunan ve en çok kabul edilenidir. Güneş Sisteminin oluşumu hakkında ise hiç biri tam olarak kabul görememiş bir çok teori bulunmaktadır. Güneş Sistemi'nin oluşumuyla ilgili bilinen ilk teori Decartes'e aittir. En çok destek toplayan teori ise, Samanyolu Galaksisi'nde yer alan büyük bir gaz toz bulutunun bir kısmı zamanla yoğunlaşarak Güneş'i ve diğer gezegenleri oluşturduğunu iddia etmektedir. Bu teori en mantıklı teori olarak kabul edilse de cevaplayamadığı bir çok soru vardır. Güneş Sistemi Güneş'in kütlesel çekim alanının belirlediği bölge içinde kalan cisimlerin oluşturduğu bir sistem. Sistemi idare eden baş cisim Güneştir. Sisteme bağlı dokuz gezegeni, asteroit kuşağını, kuyruklu yıldızları ve meteorları belirli yörüngelerde tutan ve onların hareketlerini belirleyen yine Güneştir. Güneş sisteminin en önemli özelliği, içinde yaşam barındıran bilinen tek yıldız sistemidir. Güneş sistemine ilişkin bazı genel bilgiler tabloda gösterilmiştir. Gezegen Çapı km Yoğunluk g/cm³ Güneşe uzaklık milyon km Dönüş süresi gün YIL gün Uydu Sayısı Merkür 4878 - Venüs 12104 243 - Dünya 12756 149 1 365 1 Mars 6796 2 Jüpiter 142500 16 Satürn 120600 18 Uranüs 51400 30660 15 Plato 2300 1 Neptün 49528 60152 8 Güneş Sistemi Nasıl Oluştu? Güneş’in milyonlarca yıl önce dev bir gaz ve toz bulutundan oluştuğunu düşünüyorlar. Gaz bulutu büzüldü ve sıcaklığı arttı. gittikçe daha çok miktarda gaz ve toz bulutunun içine çektiğinden bulutun içindeki basınç çok arttı. sıcaklık ve basınç, şiddetli nükleer tepkimelerin başlamasına yol açtı ve parlak bir ışık topu yani Güneşimiz oluştu. madde, sonunda tümüde Güneş’in çevresinde dönen gezegenleri, kuyrukluyıldızları ve astroidleri oluşturdu. GÜNEŞ Evrendeki sayısız yıldızdan sadece biri olan Güneş, Samanyolu Galaksisi'nde yer almaktadır. Güneş, üzerinde yaşadığımız gezegenin de içinde bulunduğu Güneş Sistemi'nin merkezini oluşturur. 4,65 milyar yaşında olduğu tahmin edilen bu dev enerji kaynağının yarı çapı 7x105 km yani dünya yarıçapının 100 katıdır. Ekliptik düzlem normaliyle 75° 15' açı yapan Güneş, ekseni etrafındaki dönüşünü yaklaşık 27 günde tamamlar. Güneşin merkez sıcaklığı 10 milyon derece, dış sıcaklığı ise 5700 K° dir. Başlangıçta 2x1030 kg'lık kütlesinin %73 'lük kısmının hidrojenden, geri kalan kısmını ise helyumdan oluştuğu tahmin edilmektedir. Güneşin bu bitmez tükenmez ısıyı nasıl ürettiği sorusu, ilk zamanlar insanların kafasını en çok meşgul eden soru olmuştur. Fakat günümüzde güneşin bu ısı enerjisini içindeki hidrojeni çekirdek füzyonu ile helyuma çevirerek elde ettiği anlaşılmıştır. Ve Güneş çekirdek füzyonu sayesinde çevresine 4x1026 Watt' lık güç yaymaktadır. Başlangıçta %73 hidrojen olan hidrojen oranının günümüzde %38'e düştüğü tahmin edilmektedir. Bu tahmine dayanarak güneşin ömrünü yarıladığını söyleyebiliriz. Güneş’in yüzeyinde sanki karanlık bölgeler varmış gibi gözükür. Güneş lekeleri adı verilen bu bölgelerin sıcaklıkları çevredeki bölgelerin sıcaklığından biraz daha düşüktür. Güneş lekeler çevrelerinde görece parlak bölgeler bulunabilir. Bunlar Güneş yüzeyinin hemen üzerinde bulunan ve ışıldayan gaz bulutlarıdır. Çok daha büyük gaz bulutları patlayarak yüzeyden çok yükseklere ulaşabilir. Bunlar kuş tüyüne benzeyen kırmızı yay biçiminde gaz bulutları, akan ve fışkıran gaz sütunları olup uzayın derinliklerine ulaşırlar. Çok daha şiddetlilerine güneş parlaması adı verilir. MERKÜR Merkür güneş sistemindeki en küçük ikinci gezegendir ve güneşe en yakın olan gezegen olma unvanını taşır. Güneşe olan ortalama uzaklığı milyon kilometredir. Çapı çok küçük olmasına rağmen4878 km, çapına göre büyük bir çekirdeği vardır. Bu çekirdeğin %65'i demirden oluşmuştur. Fakat çekim gücü çok yüksek değildir, oluşturduğu manyetik alan yaklaşık olarak dünyadakinin 100/1'i kadardır. Güneşe en yakın gezegen olmasından dolayı gündüz sıcaklığı 427 C° 'ye kadar ulaşır. Bir atmosferi olmadığı için bu sıcaklığı tutamaz ve geceleri sıcaklığı -173 C° 'ye kadar iner. Merkür güneşe yakın olduğu için gün doğumunda ve gün batımında çıplak gözle güneşin yanında parlak bir yıldız gibi gözlenebilir. Merkür ilk olarak 1974 yılında Mariner 10 adlı uzay sondası ile incelenmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda Merkür ile ilgili kesin olmasa da büyük bulgular elde edilmiştir. Bu inceleme sayesinde Merkür gezegeninde su ve hayat olmadığı kesin olarak tespit edilmiştir. Merkür'ün yüzeyi derin kraterlerle kaplıdır. Bunun nedeni bir atmosferinin olmayışıdır. Ay'da da olduğu gibi atmosferi olmayan Merkür yüzeyine sayısız meteor çarpmış ve irili ufaklı derin kraterler oluşmasına neden olmuştur. Merkür yüzeyinin teleskoplarla net bir şekilde incelenmesi zordur. Fakat Mariner 10 uzay sondasının göndermiş olduğu resimler sayesinde yüzeyi hakkında bilgi edinilmiş ve buna bağlı olarak iç yapısı hakkında tahminlerde bulunulmuştur. Çoğunlukla çarpma ve volkan kraterlerinden oluşmuş yüzeyde büyük ve geniş ovalar da yer almaktadır. Özellikleri Güneşe Olan Uzaklığı km Yarı Çapı 2438 km Kütlesi x 10 24 kg Yoğunluğu 5427 kg/m3 Atmosferik Basınç yok Sıcaklığı +423 C° , -183 C° Görünür Parlaklığı m Güneş Etrafında Dönme Süresi 88 gün Kendi Ekseninde Dönme Süresi 59 gün Dönme Hızı km/sn VENÜS Venüs, Merkür'den sonra güneşe en yakın 2. gezegendir. Kütlece dünyaya yakın bir büyüklüktedir. Ve kendisine ait bir atmosfere sahiptir. Gün doğumunda ve gün batımında güneşe yakın olarak, dünyadan çıplak gözle rahatlıkla görülebilir Halk tarafından Çoban Yıldızı olarak ta bilinir. Güneş ve aydan sonraki en parlak gök cismidir. Venüs'ün diğer gezegenlerden farklı ve ilginç yanları vardır, bunlardan en ilginci 1 yılının 1 gününden daha uzun olmasıdır. Yani güneş etrafındaki dönme hızı kendi ekseni etrafındaki dönme hızından daha fazladır. Güneş etrafındaki dönme süresi 224 gün, kendi ekseni etrafında dönme süresi ise 243 gündür. Ayrıca Venüs diğer gezegenlerin tam tersi yönde dönmektedir. Diğer gezegenlerin hepsi saat yönünde dönerken Venüs saatin tersi yönünde ve çok yavaş bir şekilde dönmektedir. Bu farklılıkların nedeni hala anlaşılabilmiş değildir. Çıplak gözle çok rahat görüle bildiği halde en iyi teleskopla bile yüzeyi incelenemez. Bunun nedeni çok yoğun bir atmosfere sahip olmasıdır. %93 oranında CO2 karbon di oksit ve %2 oranında N2 azot ile az miktarda değişik gazlardan oluşmuş olan atmosfer güneşten gelen ışınları bir ayna gibi geri yansıtır. Bu olay gezegene müthiş bir parlaklık kazandırırken, yüzeyinin incelenmesini zorlaştırır. Venüs'ün yoğun atmosferi nedeni ile basıncıda çok yüksektir. Yaklaşık olarak dünyadakinden 100 kat daha fazla basınca sahiptir. Atmosfer yoğunluğu ise dünyadakinin 70 katı kadardır. Ayrıca atmosferinde azda olsa yer alan H2SO4 ve HCL gibi asitler yağmur şeklinde gezegen üzerine yağmaktadır. Bu nedenle dünya üzerindeki hiçbir canlının bu gezegende yaşayabilmesi mümkün değildir. Venüs güneşe yakınlık açısından Merkür'den daha uzak olmasına rağmen sıcaklığı daha yüksektir. Bunun nedeni atmosferinin olmasıdır. Bu yoğun atmosfer güneşten gelen ışınların büyük bir bölümünü geri yansıtsa da küçük bir kısmını içeri alır ve dışarı çıkmasına izin vermez bu da sera etkisi yaparak gezegenin günden güne ısınmasına neden olmaktadır. Gezegenin şu anki sıcaklığının 325 C° 'nin üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Venüs yüzeyi hakkında Amerikan Mariner ve Rus Venera sondaları inceleme amaçlı kullanılmış ve kızıl ötesi de olsa yüzey resimleri çekilmiştir. Bu resimlerden Venüs yüzeyinin düz ovalar, vadiler ve derin olmayan kraterlerle kaplı olduğu anlaşılmıştır. Gezegen üzerinde Ishtar Terra ve Aphrodite Terra adını taşıyan iki yüksek plato gezegenin %11' ini kaplamaktadır. Kraterlerin derin olmamasının nedeni gezegenin ,yoğun atmosferi sayesinde kendisine çarpacak olan meteorların hızını kesebilmiş olmasıdır. DÜNYA Üzerinde yaşadığımız gezegen, dünyanın yarıçapı 6400 km ve yoğunluğu 5,52 kg/m3'dür. Güneşe yakınlık bakımından üçüncü sırada yer alan dünya ile güneş arasındaki uzaklık x 10 8 km'dir. Ve bu uzaklık 1 AB. Astronomik Birim olarak kabul edilmiştir. Güneş sistemindeki diğer gök cisimleri arasındaki mesafeler de genellikle bu birim kullanılarak belirtilir. Yapay uyduların kullanılmaya başlaması ile dünyanın tam şekli belirlenmiş ve bu şekle Geoit adı verilmiştir. Dünyanın konumu, atmosferi ve iç yapısı üzerinde yaşam barındırabilmesi için en uygun şekildedir. Güneş sisteminde ve bilinen tüm gezegenler arasında yaşama el verişli tek gezegen dünyadır. Koruyucu bir kılıf görevi gören atmosferi sayesinde meteor çarpmalarına ve güneşin yaydığı zararlı ışınlara karşı gezegen korunur. Dünyanın iç yapısı üç katmandan oluşmaktadır. Bu katmanlardan en dışta bulunan ve yaşamaya elveriş olana kabuk adı verilmektedir. Tüm canlı yaşamını üzerinde bulunduran, o bu katmanın ortalama kalınlığı 30 km kadardır. Kabuğun hemen altından başlayıp çekirdeğe kadar devam eden tabakaya manto adı verilir. 5100 km derinliğe kadar inen manto tabakasının kabuğa yakın olan bölümü kırılgan kayalardan oluşmaktadır. Dünyanın merkezindeki ısı 5000 C° civarında olduğundan mantonun çekirdeğe yakın bölümü erimiş kayalardan oluşmaktadır. Manto tabakasındaki basınç nedeni ile erime noktaları yükselen demir ve magnezyum katı halde bulunurlar. Dünyanın merkezini oluşturan çekirdek ise %90 oranında sıvı demirden oluşmaktadır. Bunun nedeni çekirdekte tahminen 3 milyon Atm olan basınç altında demirin erime noktasının 8000 C°'yi bulan çekirdek ısısından düşük olması olarak açıklayabiliriz. Çekirdekte bulunan sıvı demirin konveksiyon akımları ile ortaya çıkardığı dinamo etkisi, Dünyanın manyetik alanını oluşturur. Dünya yüzeyini 100km yukarısından başlayan manyetik alan yaklaşık 6500km yüksekliğe kadar uzanır. Son yıllarda elde edilen veriler ile bu manyetik alanın bir zırh gibi dünya yüzeyini ısı ve benzeri tehlikelerden koruduğu anlaşılmıştır. Dünyamızın Uydusu AY Yarıçapı 1738 km olan ayın kütlesi xxx'dir. Dünyanın tek uydusu olan ay dünya çevresindeki yörüngesini sabit bir yıldıza göre ortalama günde tamamlar. Buna sideral periyot adı verilir. Dünyadaki her hangi bir noktaya göre ayın güneşle aynı hizaya iki kez gelişi arasında 29,53059 gün vardır buna ise sinodal periyot denir. Ay takvimi sinodal peryoda göre düzenlenmiştir. Ayın safhaları yaklaşık 19 yılda bir aynı güne denk gelir. Ayın oluşumu henüz tam bir cevap bulamamıştır. Güneş sistemi ve dünyanın oluşumu hakkında birçok teori öne sürülmüş olmasına rağmen ayın oluşumu ile ilgili gerçekçi bir teori yoktur. İleri sürülen üç değişik teori bulunmaktadır. Bunlardan ilki George H. Darwin'e aittir. Bu teoriye göre Ay, dünya üzerinde oluşan merkez kaç kuvvetleri ve güneşin oluşturduğu çekim kuvvetin den kaynaklanan rezonans sonucu dünyadan kopmuştur. Bu teoriye parçalanma teorisi denir. Fakat Roche Limiti gereğince dünyadan kopan bir parçanın ayın bulunduğu noktaya gelmeden parçalanması gerekmektedir. Bu nedenle parçalanma teorisi geçerliliğini yitirmiştir. Diğer bir teoriye göre ise dünyayı oluşturan gaz bulutundan ayrılan bir halka daha sonra da ayı oluşturmuştur. Bu teori ise Roche'ye aittir ve kardeş hipotezi olarak adlandırılmaktadır. Bu teorilere göre daha mantıklı temellere dayanan ve See tarafından 1909'da ileri sürülen diğer bir teoriye göre ise ay daha önce başka bir gezegenin uydusuyken, yörüngesinden sapmış ve dünya yakınlarından geçerken dünyanın çekin alanına kapılmıştır. Bu teorinin doğruluğunun kanıtlanması için dünya ve Ay'ın kimyasal özelliklerinin farklı olması gerekmektedir. Fakat 1969 yılında aydan alınan ilk örneklerin incelenmesi ile yakalanma teorisi zayıflamıştır. Ay'ın oluşumu ile ilgili günümüzde de geçerliliğini koruyan bir hipotez yoktur. MARS Mars güneşe yakınlık bakımından dördüncü gezegendir ortalama güneş mars uzaklığı milyon kilometredir. Gök yüzünde kırmızı renkte görünür ve kendisine ait bir atmosferi vardır. Büyüklük olarak yaklaşık dünyanın yarısı kadardır yarı çapı 3200 km. Gündüz ekvator sıcaklığı 10 C° civarlarına ulaşır, fakat atmosferi bu sıcaklığı tutabilmesi için yeterli olmadığından, geceleri sıcaklığı -75 C° 'ye kadar düşer. Kutuplarındaki sıcaklık ise -120 C° kadardır. Marstaki atmosfer basıncı altında bu sıcaklık CO2 'nin donma sıcaklığı olduğundan kutuplarda CO2 buzları bulunmaktadır. Mars günü dünya gününden yalnızca yarım saat daha fazladır fakat dünyaya göre güneşe daha uzak olduğu için bir yılı 687 gündür. Marsı atmosferinde dünyadakine benzer olarak H, O, CO ve CO2 belirlendiği halde dünyada bol olarak bulunan Ni bulunmamaktadır. 1877 yılında marsın iki uydusu bulunmuştur. Bunlar ancak çok iyi teleskoplarla gözlenebilen Phobos ve Deimos tur. Bilindiği gibi yıllarca Marsta yaşam olduğu düşünülmüştü, bu teori için gerçekten geçerli sebepler vardı. Marsta da dünyadaki gibi eksen eğikliği olduğundan mevsimler oluşur. Değişik mevsimlerde yer kabuğunun değişik renkler alması yıllarca astronomların marsta bitkisel yaşam olduğuna inanmalarına neden olmuştur. Ayrıca mars yüzeyinde yer alan geniş kanalların marslı yaratıklar tarafından kutuplardan ekvatora su götürmek için yapıldığı sanılmaktaydı. Fakat ilki 1965'de olmak üzere yollanan bir çok uzay sondası sayesinde marstaki bu kanalların tamamen kendiliğinden var olduğu anlaşılmıştır. Mars yüzeyi de ay yüzeyi gibi volkanik ve çarpma kraterleriyle doludur. 1965'den başlayarak yollanan uzay sondaları sayesinde elde edilen yüzey şekillerine isimler verildi. Tharsis bölgesinde artık etkinlik göstermeyen Olympus Mons, Ascraeus Mons, Pavonis Mons ve Arsia Mouns volkanları marsın en dikkat çekici yüzey şekilleridir. Bu volkanların çevresinde meteorların açtığı kraterlere rastlanmaz. Çünkü buradaki kraterler zamanla lav ile dolmuştur. Ayrıca ekvator bölgesinden başlayarak 3000 km doğuya doğru uzanan bir vadi, sonra kuzeye kıvrılarak Chryse'ye varır. Bu vadi bazı yerlerde 100 km genişliğe ve 6 km derinliğe sahiptir. Bu denli bir vadinin yalnızca akarsular tarafından oyulabileceği düşünülmektedir. Bu da daha önce Mars yüzeyinde suyun var olduğuna inanılmasını sağlamıştır. JÜPİTER Jüpiter, 71370 km ekvator yarı çapı ile Güneş Sistemindeki en büyük gezegendir ve Güneş'e yakınlık bakımından 5. sırada yer alır. Kütlesi yaklaşık olarak dünya kütlesinin 318 katıdır. Bu dev gezegen Güneş çevresindeki turunu yılda tamamlar. Çok büyük bir gezegen olduğu için küçük bir teleskopla bile ekvatora paralel olarak uzanan farklı renkteki kuşakları seçilebilir. Jüpiter hakkında ne yazık ki halen kesin bilgiler bulunmamaktadır. Yüzeyi atmosferi ve uyduları hakkında sadece tahminlerde bulunulmaktadır. Bu tahminlere göre çok yoğun bir atmosferi ve de küçük bir çekirdeği bulunmaktadır. Gezegenin içi hakkında yapılan tahminlere göre saf hidrojen veya %1-2 helyum içeren hidrojen ve %1-2 oranında diğer elemanlardan oluşmuştur. Jüpiter güneşten aldığı enerjini yaklaşık olarak katını çevresine yaymaktadır bunun nedenini gezegendeki gravitasyonel çökmenin hala sürmesi olarak tahmin edilmektedir. Jüpiter'in çevresinde 6500 km genişliğinde ve bir kaç km kalınlığında bir halkası bulunmaktadır. Bu dev gezegen çok büyük bir manyetik alana sahiptir. Bu alan sayesinde bilinen 16 uydusu bulunmaktadır. Fakat gezegenin uydularının 16 ile sınırlı olmadığı ve başka uydularının da bulunduğu tahmin edilmektedir. Jüpiter hakkındaki ilk bilgiler Nasa'nın 70'li yıllarda gönderdiği Pioneer10 ve Pioneer11 uzay sondaları tarafından elde edilmiştir. Fakat Jüpiter hakkındaki en önemli bilgiler 1995 yılında Jüpiter'e ulaşan Galileo uzay sondasından alınmıştır. Galileo'nun gönderdiği bilgiler sayesinde Jüpiter'in 4 büyük uydusu Io, Europa, Ganymede ve Callisto bulunmuş ve bunlara Galileo uyduları adı verilmiştir. Bu 4 Uydu gezegen ile aynı yönde dönmektedir. Fakat daha sonra bulunan küçük ve gezegene daha yakın olan uydular gezegene zıt yönde dönmektedir. Bu uydular içinde en ilginci Europa uydusudur. Dünyadan yapılan incelemelerle bu uydunun yüzeyinin su buzlarıyla kaplı olduğu ve hiç bir çarpma kraterinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu uydunu üzerinde yer alan ve değişik yönlerde düzgün olrak uzanan çatlaklar, yüzeydeki buzların attaki sıcak bir deniz üzerinde yüzdüğünün sanılmasına neden olmuştur. Bu da bu uydu üzerinde canlı olabilme olasılığını artırmaktadır. Özellikleri Güneşe Olan Uzaklığı km Yarı Çapı 71370 km Kütlesi 1898 x 10 24 kg Yoğunluğu 1326 kg/m3 Atmosferik Basınç - Sıcaklığı 110 K° Görünür Parlaklığı m Güneş Etrafında Dönme Süresi gün Kendi Ekseninde Dönme Süresi saat Dönme Hızı km/snSATÜRN Güneş Sisteminin ikinci büyük gezegeni olan Satürn'ün yarı çapı 60400 km dir ve km lik mesafe ile güneşe yakınlıkta 6. sıradadır. Gezegen teleskopla incelendiğinde yeşilimsi bir renkte görünür ve çıplak gözle görülebilen en uzak gezegendir. Neredeyse tümü gazlardan oluşan bu gezegenin yoğunluğu çok küçüktür. Ortalama 700 kg/m3 yoğunluğu ile Güneş Sistemi'nde en küçük yoğunluğa sahip olan gezegendir. Güneşe olan uzaklığı nedeni ile yüzey sıcaklığı yaklaşık olarak -150 Cº dir. Vogayer aracından alınan kızılötesi bilgilere dayanılarak gezegendeki hidrojen/helyum oranı 9/1 olarak saplanmıştır. Satürn'ün çevresine yaydığı ısı enerjisi güneşten aldığı ısı enerjisinden daha fazladır. Gezegenin çevresindeki halkalar yıllarca bir sır olarak kalmış ve gezegene insanların büyük ilgi göstermesine neden olmuştur. Bu halkalar ilk olarak Galileo uzay aracı tarafından gözlenmiştir fakat ne olduğu ancak Huygens tarafından 1655'te açıklanmıştır. Gezegen çevresinde araştırma yapan sondalar. Halkaların yapısı ve içeriği hakkında bize bazı bilgiler verdi. Bu bilgilere dayanılarak en dıştaki halkadan en iç teki halkaya doğru sırası ile A, B, C, E, F ve G isimleri verilmiştir. Bu araştırmalarda halkaların sanıldığından daha karmaşık bir yapıya sahip olduğu ve çok sayıda çemberden oluştuğu anlaşıldı. Halkaların arkasındaki yıldızların parlaklığı görülebildiği için halkaların genişliğinin yalnızca 20 km kadar olabileceği tahmin edilmektedir. Ayrıca halkaların oluşumu hakkında, evrende daha önceleri başıboş dolaşan ufak meteor ve buz parçaları gibi değişik cisimlerin Satürn'ün çekim alanına yakalanmaları sonucu oluştuğu tahmini kabul edilmektedir. Halkaların Özellikleri; Halka İç ve dış yarıçap km A - B - C D Belirsiz E - F G Gezegenin bilinen 17 tane uydusu vardır. Keşfedilen ilk uydusu 1655 yılında bulunan Titan dır. Titan aynı zamanda Satürn'ün en büyük uydusudur. Titan, yoğun ve portakal renkli bir atmosfere sahiptir. Yüzey basıncının 1,5 atmosferden daha fazla olduğu tahmin edilmektedir. Atmosferin yapısında azot, metan ve %12 oranında argonla az miktarda moleküler hidrojen içerir. Gezegenin tüm uydularının yüzeyleri çarpışma izleri ile doludur. Titanın ile birlikte 8 uydunun keşfinden sonra Voyager sondası ile 8 yeni uydu daha keşfedildi. Yeni keşfedilen küçük uyduların şekillerinin ve yörünge hareketlerinin daha düzensiz olduğu anlaşılmıştır. Özellikleri Güneşe Olan Uzaklığı km Yarı Çapı 60400 km Kütlesi x 10 24 kg Yoğunluğu 687 kg/m3 Atmosferik Basınç - Sıcaklığı -150 Cº Görünür Parlaklığı m Güneş Etrafında Dönme Süresi yıl Kendi Ekseninde Dönme Süresi saat Dönme Hızı km/sn URANÜS Uranüs, km lik mesafe ile güneşe yakınlık sırasında 7. gezegendir. 1781 yılında Sir W. Herschel tarafından gözlenmiştir. Çapı yaklaşık olarak 25600 km kadardır. 17 saat civarında tamamladığı eksen periyodunu yuvarlanarak yapar. Bu nedenle kutuplardaki basıklığı yüksektir. Güneşe olan uzaklığı nedeni ile hakkında pek fazla bilgi bulunmamaktır. Gezegenin yapısı ve atmosferi hakkındaki bilgiler çoğunlukla tahminlere ve 1986 yılında gezegenin yakınlarından geçen Voyager 2 sondasından alınan bilgilere dayanmaktadır. Bu bilgiler ışığında; gezegenin, hidrojen bakımından zengin, metan ve helyum içeren çok yoğun bir atmosfere sahip olduğu, yüzey sıcaklığının -221 Cº civarlarında olduğu, dünyanınkinden daha büyük bir mağnetik alana sahip olduğu ve kayalık bir çekirdeğinin bulunduğu gibi tahminler ileri sürülmektedir. Uranüs'ün şu ana kadar gözlene bilinmiş 17 uydusu bulunmaktadır. Bu uydulardan ikisi olan Titana ve Oberon gezegeni ilk gözlemleme ünvanına da sahip olan Sir W. Herschel tarafından gözlenmiştir. 1948 yılına kadar beş büyük ana uydusu gözlenile bilinmişti. Fakat 1986'da Voyager 2 sondası bu uydulara ek olarak 10 küçük uydu daha bulmuştur. 31 Ekim 1997'de ise yarı çapları 160 ve 80 km olan iki uydu daha gözlenmiştir. Gezegenin çevresinde 9 ince halka bulunmaktadır. Bu halkalar 10 Mart 1997 yılında bir yıldızın gezegenin arkasında kalması sonucunda yapılan gözlemler ile keşfedilmiştir. Halkalar gezegenin merkezinden 42000 km sonra başlamaktadır ve en genişi bile kalınlığı bile 10 Km'den fazla değildir. En içten dışa doğru halkalara 6, 5, 4, α, β, γ, δ, ε isimleri verilmiştir. Sırası ile bu halkaların gezegenin merkezine olan uzaklıkları 41980, 42360, 42663, 44844, 45799, 47323, 47746, 48423 ve 51000 km dir. En dıştaki halka olan ε halkası elips şeklindedir ve her iki ucunda yarıçapları 40-50 km olan iki uydu yer Neptün güneşe Plüton'dan sonraki en uzak gezegendir. Neptün'ün yörüngesi Plüton gezegenin yörüngesi ile kesiştiği için güneş etrafındaki turunun bir bölümünde Plüton gezegeninin arkasında kalarak güneşe en uzak gezegen olur. Fakat Plüton'a göre daha kısa süre arkada kaldığı için, Güneşe en uzak ikinci gezegen olarak kabul edilir. Gezegenin bulunması tamamen matematiksel hesaplamalara dayanmaktadır. Uranüs gezegeninin yörüngesinde ki düzensizlikleri inceleyen Le Verriner, 1845 yılında Uranüs gezegeninin yörüngesindeki düzensizliklerin daha dışarıdaki bir gezegenden kaynaklandığını buldu ve yaptığı hesaplamalar sonucunda elde ettiği koordinatları Galle adındaki astronoma bildirdi. Galle elindeki verilere dayanarak yaptığı çalışmalar sonucunda 1846 yılında Neptün gezegenini gözlemlemeyi başardı. Güneşe olan uzaklığından dolayı Neptün gezegeni hakkında kesin bilgiler bulunmamaktadır. Fakat gezegenin yakınlarından geçen Voyager 2 uzay sondasından alınan bilgilere göre, gezegen 22300 km lik yarı çapa sahiptir ve kendi ekseni etrafındaki dönüşünü saatte tamamlamaktadır. Neptün gezegeninin bilinen iki uydusu bulunmaktadır. Bunlardan 2000 km yarı çaplı Tirion 1846'da Lassel tarafından bulunmuştur. Gezegenin ikinci uydusu olan Nereid ise 1949 yılında Kuiper tarafından keşfedilmiştir. Nereid güneş sistemindeki en büyük dış merkezliliğe sahip olan uydudur. Bu neden uydunun Neptün'den uzaklığı 6 km ile 6 km arasında değişmektedir. Tüm büyük gezegenlerde olduğu gibi Neptün gezegeninin de çevresinde halkalar bulunmaktadır. Bu halkalar tam olarak ilk kez Voyager 2 uzay sondası ile gözlenmiştir. Le Verrier, Adams, Galle gibi halkaların isimleri gezegen hakkında çalışma yapmış olan kişilerin adlarından alınmıştır. En dıştaki halka olan Adams halkası dört halkanın sicim gibi burulmasından oluşmuştur. Yoğunluğu yüksek olan bu halkanın genişliği 1000 km kadardı. PLÜTON Güneş'e en uzak gezegen olan Plüton gezegeni aynı zamanda, güneş sisteminin en küçük ve hakkında en az bilgi bulunan gezegeni olma özelliklerini de taşımaktadır. Plüton gezegeninin keşfi matematiksel hesaplamalara dayanmaktadır. Uranüs'ün yörüngesindeki düzensizlikler hakkında yapılan araştırmalar sonucunda Neptün gezegeni bulunmuştur fakat yapılan hesaplar bu gezegenin tek başına Uranüs'ün yörüngesindeki düzensizlikleri açıklayamayacağı anlaşılmıştır. Daha da derinleştirilen araştırmalar Plüton gezegeninin varlığını kanıtlamıştır fakat gezegen ancak 1930 yılında Tombaugh tarafından gözlene bilinmiştir. Neptün'ün yörüngesi ile kesişen yörüngesi nedeni ile güneş etrafındaki turunun küçük bir bölümünde Neptün gezegenin önüne geçerek onu güneşe en uzak gezegen yapar. Gezegenin boyutlarına göre çok büyük bir uydusu bulunmaktadır. 1978 yılında keşfedilen ve Charon adı verilen bu uydunun büyüklüğü hemen hemen Plüton gezegenin kendisi kadardır bu nedenle gezegen ve uydusuna ikili gezegende denilmektedir. Uydusunun bulunması ile birlikte kütlesi hakkında tahmin yapılma imkanı bulunan gezegenin kütlesi x 10 24 kg olarak belirlenmiştir. Yaklaşık 50K° olan atmosferinde donmuş metan gazı bulunduğu tahmin edilmektedir. Özellikleri Güneşe Olan Uzaklığı 5,869,660,000 km Yarı Çapı 1195 km Kütlesi x 10 24 kg Yoğunluğu kg/m3 Atmosferik Basınç - Sıcaklığı 50 K° Görünür Parlaklığı m Güneş Etrafında Dönme Süresi yıl Kendi Ekseninde Dönme Süresi saat Dönme Hızı km/sn Güneş sisteminin oluşumu üstüne Güneş yaklaşık beş milyar yıl yaşında ve ikinci ya da üçüncü kuşak yıldızlardandır. Süpernova patlamalarının uzay boşluğuna püskürttüğü maddelerden oluşmuştur. Yapısı %71 hidrojen ve % helyum ve yaklaşık% diğer elementlerden oluşmuştur. Güneş ve benzeri yıldızlerın sadece hidrojen ve helyumdan oluştukları gözlemsel olarak da gezegenlerdeki ağır elementlerin güneş sistemi içinde sadece binde üç’lük bir paya sahip olması, sistemin süpernova kalıntılarından oluştuğu düşüncesini desteklemektedir. Güneş sistemi merkezde “sıradan” bir yıldız olan güneş, bunun çevresinde dönen sekiz gezegen, cüce gezegenlerPluton dahil,asteroidler, kuyrukluyıldızlar, gaz ve toz bulutları ile yaklaşık 12 milyar km. çapında dönen bir disk oluşturmaktadır. Bu disk, bunun dşında kalan Kuiper kuşağı ve Oort bulutu ile birlikte dinamik bir yapı halindedir. Bu dinamik yapı da Kepler ve Newton kanunlarıyla açıklanabilmektedir. Güneşin etrafından dönen gök cisimleri, güneşin ekvator düzleminde ve eliptik bir yörünge içinde hareket etmektedirler. Güneş sisteminin oluşumuna ilişkin kuramlarGüneş sisteminin oluşumuna ait ilk bilimsel kuram Laplace Markisi Fransız Pierre Simon tarafından 1796 yılında atılmıştır. “Bulutsu Varsayımı” olarak adlandırılan bu kuram pek çok yönüyle kendisinden önce İngiliz Thomas Wright ve Alman İmmanuel Kant’ın öne sürdüğü düşüncelerden ayrılan ve gerçek olma olasılığı daha yüksek olan bir kuramdır. Laplace’a göre, önce yavaşça dönen dairesel biçimli bir gaz kütlesi geçirdiği bir dizi evrimsel süreç sonunda merkezde güneşin bulunduğu ve çevresinde gezegenlerin ve uyduların dolaştığı bir yapıya dönüşmüştü. Laplace, kuramında, gaz bulutunun soğurken sıcaklığını uzaya dağıtarak sıkıştığını ve dönme hızının, kenardaki merkezkaç kuvveti kütleçekimiyle dengelenene kadar arttığını varsayıyor ve bu aşamada ana kütleden koparak ayrılan parçaların gezegenlere dönüştüğünü ileri sürüyordu. Bu duruma göre uzak gezegenler ilk kopmayı oluşturmuşlardı ve bunun sonucunda Merkür en genç sonra yapılan matematiksel hesaplamalar, ilk bakışta oldukça tutarlı görülen ve uzun yıllar bilim çevrelerinde kabul gören bu kuramı çürütmüştü. Sıkışma sırasında kopan parçaların gezegen oluşturamadan dağılacağı düşüncesi aşağı yukarı kesinlik kazanıyordu. Ayrıca bulutsu kuramı, gezegenlerin güneşin ekvator düzleminde bulunmasını anlaşılır kılmakla birlikte gezegenlerin ekvatoral düzleme göre eğikliğini açıklayamıyordu. Açısal momentuma göre böyle bir olayın gerçekleşebilmesi için güneşin dönüş hızının diğer uydularından çok daha fazla olması beklenir. Ama gerçekte güneş yavaş denebilecek bir hızla dönmektedir. Bulutsu kuramlarının terkedilmesinden sonra güneş sisteminin oluşumu “gel-git” kuramlarıyla açıklanmaya yılında ABD’li bilimadamları Chamberlin ve Moulton, 1919 yılında Sir Jeans güneş sisteminin yakınından geçen bir başka yıldızın güneşle arasında muazzam bir kütleçekim oluşturduğuna ve bu kütleçekiminin güneşten çok büyük bir parça kopararak gezegenleri oluşturduğunu iddia ettiler. Güneşten kopan maddeler önce bir gaz bulutu ve daha sonra yoğunlaşarak küçük gök cisimlerini gezegenimsileri oluşturdular. Bu gezegenimsiler de zamanla çekim gücünün etkisiyle birleşerek daha büyük gezegenleri meydana getirmişler ve böylelikle bugün bildiğimiz güneş sistemi ortaya çıkmıştır. Bu kuramlarda da yanlışlık vardı Matematiksel bulgular bir gezgenimsinin ancak çapı 150 km.’yi bulduğunda kendi çekim gücüyle etraftan madde toplayacak bir duruma gelebilirdi. Güneşten kopan maddelerin aşırı sıcak oluşları gazların yoğunlaşmasına fırsat vermeden dağılmalarına neden olacaktır. Sir Jeans bu sorunu farkettiğinde kendi geliştirdiği bir başka gel-git kuramını ortaya atmıştır. Buna göre güneşin yakınından geçen yıldız güneşten “puro” biçimli bir kütle kopartmış ve bu kütlenin yoğunlaşması sonucu da sistem oluşmuştur. Bu kuram, büyük gezegenler olan Jüpiter ve Satürn’ün neden güneş sisteminin ortasında bulunduğu sorusuna bir yanıt veriyordu. Ama yıldızların özellikle güneşimizin bulunduğu Orion kolunda bu kadar yakından geçemeyeceği ve güneşten kütleçekim nedeniyle kopan maddenin uzayda dağılabileceği ortaya çıktığında Sir Jeans bu kez de yıldızın güneşle çarpışmış olabileceği iddiasında bulundu ama bu iddia da kuramı kurtarmaya yetmedi. Bu konuda bir başka kuram 1940′lı yıllarda Kuiper tarafından ortaya atıldı. Bu kurama göre güneşimiz tam olarak gerçekleşememiş ikili bir yıldız sistemi halindeydi. İkinci yıldız oluşamadan dağılmış ve önce gezegenimsileri da ha sonra “eklenti” yöntemiyle gezegenleri oluşturmuştu. Ancak bu kuram da gezegenlerin bir düzlem içinde olmasını ve aynı yönde hareketlerini açıklamakta yetersiz bilim dünyası gel-git yada çarpma kuramlarını açıklayıcı bulmamaktadır. Samanyolu galaksisi sarmal bir gökadadır. Galaksinin dönerken yaptığı hareket basınç dalgaları yaratmakta, bu basınç dalgalarının da gakasinin sarmal kollar oluşturmasına yol açtığı bilinmektedir. Güneş sistemi bu basınç dalgasının etkisi altında kalan bir bölgede bulunmaktadır. Bu iki bilgiyi örtüştürdüğümüzde basınç dalgası yüzünden oluşan basınç şoklarının bu bölgede sıkıştırdığı gaz bulutlarının parçalanmasına neden olduğu söylenebilir. İşte güneşin bu parçalanmalar sonucu oluştuğu tahmin edilmektedir. İlk ortaya çıktığında, ilk kopuş an’ında sıcaklığı bir yıldız oluşturacak derecede değildi. O bir bulutsu-nebula-ydı. Yoğunlaşmanın ve sıkışmanın artmasıyla,sıcaklığı zaman içinde yassı olan gaz bulutu iki ayrı parçaya ayrıldı. İçte, merkezde yoğunluğun daha fazla olduğu bölümde “iç güneş” dışta ise daha seyrek yapılı bir kısım. Zaman içinde sıkışmanın iyice artması, iç sıcaklığın dereceye kadar yükselmesi çekirdek tepkimelerine neden oldu. Çekirdek tepkimelerinin başlaması güneşin parlamaya ve bir yıldıza dönüşmesine neden olmuştu. Nebula’nın yıldıza dönüşmesi yaklaşık yüz milyon yıl etrafında bulunan gaz ve toz yığınları bulutlar da sıkışmış ve küçük gezegenimsileri oluşturmuşlar ve bunlar daha sonra artan çekimgüçleriyle daha da büyüyerek bugünün gezegenlerini meydana getirmişlerdi. Güneşin yakınlarında bulunanlar, yüksek sıcaklık nedeniyle gaz haline dönüşen maddeler nedeniyle kayaç halinde kalırken, güneşten uzakta bulunan gezegenlerde sıcaklığın daha düşük olması kayaç kısımlarının çevresinin buharlaşamayan gaz kütlesiyle bulutuyla kaplı olmasına yol açmış ve Jüpiter, Satürn, Üranüs ve Neptün adlı dört devasa gezegeni oluşturmuşlardır. Hiç kuşkusuz hiç bir kuram gerçeğin bütününü tam olarak yansıtmaz. Ama en azından bu kuram günümüz Güneş sisteminin pek çok özelliklerini açıklayabilmektedir. Nebulanın disk biçiminde olması, gezegenlerin neden aynı düzlem üzerinde hareket ettiklerini açıklayabilmektedir. İç gezegenlerin dev gezegenlerden neden bu kadar farklı olduklarını da bu kuram açığa kavuşturmuştur. Yine bu kuramla kuyrukluyıldızların varlıklarının nedenini yanıtlayabilmekteyiz. Gezegenlerin oluşum aşamasında geçip gitmekte olan bir yıldızın varlığı etken olabilseydi, güneş sistemi bugün düzensiz bir yapıya sahip olurdu. Ayrıca yıldızlar galaksilerde öylesine düzensiz bir dağılım göstermektedir ki, iki yıldızın birbirine çarpma olasılığı son derece düşüktür. Bugünkü güneş sistemini oluşturan gezegenler daha sonraları güneşten gelen ışınım etkisi, çarpışmalar ve kendi iç dinamikleri sonucu bugünkü hallerini almışlardır. Kaynak Patriçk Moore; Gezegenler Kılavuzu; Tübitak Yay. Altan;Kozmik Adresimizi Tanımlayabilmek; Bilim ve Gelecek derg. Güneş Sistemi-1 pdf Samanyolu Pdf Güneş Sistemi-2 pdf Sarmal Galaksilerpdf Gökadalar-Galaksiler pdf Bigbang Kuramı - uzayın yapısı Uzayda Yaşam Olasılığı Evrendeki Yerimiz-2 Güneş sistemi merkezde bir yıldız güneş ile etrafında dönen gök cisimlerinden oluşur. Bu gökcisimleri, dokuz gezegen ve onların bilinen 61 uydusu ile astereoidler, kuyruklu yıldızlar ve meteoroidlerdir. Güneş sisteminde ayrıca gezegenler arası gaz ve toz da dışında gezegenler iki gruba ayrılır Güneş'e yakın olan küçük ve kayalık gezegenler Merkür, Venüs, Dünya ve Marsve daha dışarıdaki gaz devleri Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün Plüton bu iki grubada girmez; çok küçüktür, yoğundur ve buzla yörüngesini keserek ondan daha yakın konuma geçtiği kısa zaman dışında, en uzaktaki gezegen odur. Kayalık gezegenlerle gaz devlerinin arasında Güneş'in etrafında dönen binlerce kaya parçasının oluşturduğu asteroid kuşağı yer alır. Güneş sistemindeki cisimlerin çoğu, Güneş'in ekvator düzleminde eliptik yörüngelerde gezegenler güneş etrafında aynı yönde yukarıdan bakıldığında saat yönünün tersi yönde Uranüs ile Plüton dışında hepsi kendi eksenleri etrafında da bu yönde gezegenleri etrafında dönerken aynı zamanda kendi eksenleri etrafında da sisteminin bütünü de, bizim galaksimiz olan Samanyolu'nun merkezi etrafında döner. NÖTRON YILDIZLAR VE KARADELİKLER Nötron yıldızları ve karadelikler, süpernova patlamalarından sonra kalan yıldız çekirdeklerinden çekirdeğin kütlesi Güneş'in kütlesinin bir buçuk ile üç katı arasındaysa çekirdek büzülür ve bir nötron yıldızı çekirdeğin kütlesi Güneş'in kütlesinin üç katından fazlaysa çekirdek büzüşür ve bir karadelik oluşur. Nötron yıldızlarının çapları genellikle 10 km yıldızlar neredeyse bütünüyle, adına nötron denilen atomaltı parçacıklarından yıldızlar o kadar yoğundur ki, bir çay kaşığı yıldız maddesi neredeyse bir milyar ton ağırlındadır. Nötron yıldızları pulsar olarak ad onlara, hızla kendi etrafında dönerken kısa aralıklı kalp atışına benzer şekilde algılanan iki radyo dalgası demeti yaymaları nedeniyle en ayırt edici özellikleri çok büyük kütle bile bu çekimden kurtulamadığından karadelikleri görmek var ki, kendilerine yakın bir yoldaş yıldızları varsa yerleri kütle çekimiyle bu yıldızdan gaz çekerek bir kütle aktarım diski bir biçimde karadeliğe hızla yaklaşan kütle aktarım diski ısınır ve ışınım madde, sarmal oluşturacak şekilde dönerek olay ufkundan karadeliğin sınırından geçer ve böylece görülebilir evrenden kaybolur. SÜPERNOVA ÖZELLİKLERİ 1-Fırlatılmış madde ejekta-yıldızın patlamayla dağılan dış katmanları uzayda saniyede km'ye kadar ulaşan hızlarla yol alır. 2-Patlamayla uzaya ağır kimyasal elementler dağılır. 3-Patlama sırasında 1 milyar Güneş'e denk ışık enerjisi çıkar. 4-Merkezindeki sıcaklık 10 milyar santigrad dereceden fazladır. 5-Tersine şok dalgası içe doğru yönelerek fışkıran maddeyi ısıtır ve ışımasına yol açar. 6-Şok dalgası çekirdekten, saniyede km'ye kadar ulaşan hızlarda uzaklaşır. 7-Patlamadan sonra geriye çoğunluğu nötron olan büzüşen çekirdek kalır. BÜYÜK KÜTLELİ YILDIZLAR Büyük kütleli yıldızlar, Güneş'in kütlesinin en az üç katı, hatta bazıları yaklaşık 50 katı kütleye büyük kütleli yıldız, anakol aşamasına kadar küçük bir yıldızın geçirdiği aşamalardan aşamasındaki bir yıldız, çekirdeğindeki hidrojenin kaynaşarak helyum oluşturmasına kadar durmaksızın süreç küçük bir yıldızdan milyarlarca yıl, büyük kütleli bir yıldızda ise sadece milyonlarca yıl sonra büyük kütleli yıldız bir süperdeve dönüşür; başlangıçta helyumdan oluşan bir çekirdek ile çekirdeği saran soğuyan ve genleşen gaz katmanları vardır. Bundan sonraki birkaç milyon yıl süresince bir dizi çekirdeksel tepkimeyle, demir çekirdeğin etrafındaki kabuklarda farklı elementler meydana çekirdek bir saniyeden kısa bir süre içinde kendi içine çökünce adına süpernova patlaması denilen muazzam bir patlama olur; oluşan şok dalgasıyla yıldızın dış katmanları kısa bir süre için bütün galaksiden daha fazla parlar. Bazen çekirdek süpernova patlamasına bir durumda kütlesi Güneş'inkinin 1,5 katı ile 3 katı arasındaysa büzülerek küçülür ve yoğun bir nötron yıldızı kütlesi Güneş'inkinin üç katından epeyce fazla ise büzülen çekirdek bir karadelik haline gelir. KÜÇÜK YILDIZLAR Küçük yıldızların kütleleri, Güneş'inkinin yaklaşık bir buçuk katına kadar yıldızlar, bir bulutsu içerisindeki yoğun bir bölgenin kendi kütle çekiminin etkisiyle, büzülen gaz ve tozdan oluşan çok büyük küreler halinde yoğunlaşmasıyla oluşmaya içinde, maddenin yoğunlaştırdığı bölgeler ısınarak ışık saçmaya başlar ve ilk yıldızlar proto yıldızlar ilk yıldızda yeterli madde toplandığında merkez sıcaklığı yaklaşık 15 milyon santigrad dereceyi sıcaklıkta hidrojenin kaynaşma yoluyla helyuma dönüştüğü çekirdeksel tepkimeler sayede açığa çıkan enerji yıldızın daha fazla büyümesini önlediği gibi yıldızın parlamasınıda bu yıldız artık bir anakol yıldızıdır. Kütlesi Güneş'inki kadar olan bir yıldız yaklaşık 10 milyar yıl süreyle, içindeki tüm hidrojen helyuma dönüşünceye kadar, anakolda sonra helyum çekirdek yaniden büzülür ve çekirdeksel tepkimeler bu çekirdeğin etrafındaki kabuk içerisinde çekirdek, helyumun kaynaşarak karbon oluşturabileceği kadar ısınırken, yıldızın dış katmanları genleşip soğuyarak parlaklığını yıldız kırmızı dev olarak adlandırılır. Çekirdekteki helyum tükendiğinde yıldızın dış katmanları dışa doğru genişleyen gazdan bir kabuk haline kabuk gezegenimsi bulutsu adını alır. Geriye kalan çekirdek başlangıçtaki yıldızın %80'i kadar artık son zamanla soğuyan ve sönen bir beyaz cüce tamamen sönünce, ölü yıldız bir kara cüceye dönüşür KIRMIZI DEVİN YAPISI 1-Soğuyan ve genleşen dış katman kırmızı ışık yayar. 2-Yüzey sıcaklığı 3500 derecedir. 3-Dış bölgenin çoğunluğu hidrojenden oluşur. 4-Dış bölgenin bir alt katmanında hidrojen kaynaşarak helyum oluşturur. 5-Ara katmanın çoğunluğu helyumdan oluşur. 6-Ara katmanın bir alt katmanında helyum kanaşarak karbon oluşturur. 7-Çekirdek sıcaklığı 100 milyon derecedir ve karbondur. YILDIZLAR Yıldızlar, bulutsularda doğan sıcak ve parlar gaz kütle ve sıcaklık bakımından çok farklıdırlar Çapları, Güneş'in çapının 450'de biri ile 1000 katı arasında; kütleleri, Güneş'in kütlesinin 20'de biri ile 50 katı arasında; yüzey sıcaklıklarıda yaklaşık 3000 derece ile derece arasında değişir. Bir yıldızın rengi sıcaklığı tarafından belirlenir; En sıcak yıldızlar mavi, en soğuklarda 5500 derecelik yüzey sıcaklığı ile bu iki uç arasında yer alır ve sarı renkte bu yıldızın yaydığı enerji, yıldızın çekirdeğinde oluşan çekirdeksel kaynaşma füzyon tarafından yıldızın parlaklığı parlaklık derecesi cinsinden parlaklığı arttıkça parlaklık derecesi kadir azalır. İki tür parlaklık derecesi vardırgörünen parlaklık Dünya'dan görünen parlaklık ve mutlak parlaklık 10 parsek yani 32,6 ışık yılı uzaktan bakıldığında görüneceğini düşündüğümüz parlaklık. Bir yıldızın yaydığı ışık, bir dizi koyu çizgi soğurma çizgileri içeren bir tayf oluşturacak şekilde çizgilerin dağılımı ve sıralanışları belirli kimyasal elementlerin varlığını gösterir ve astronomların o yıldızın atmosfer bileşimini saptamasına olanak verir. Yıldızların parlaklıkları ile tayf türleri renkleri arasındaki bağıntı, adına Hertzsprung-Russell diyagramı denilen diyagram üzerinde diyagramda yıldızların belirgin bazı gruplara ayrıla bileceği gruplar, ana kol yıldızları hidrojen kaynaşmasıyla helyum oluşturanlar, devler süperdevler ve beyaz cücelerdir. BULUTSULAR VE YILDIZ KÜMELERİ Bulutsular bir galaksinin içindeki toz ve gaz içlerindeki gaz parladığında ya da yıldızlardan gelen ışığı yansıttıklarında ve ya daha uzaktaki neslerin ışığını engellediklerinde görünür hale bulutsular parlar, çünkü içlerindeki gaz sıcak genç yıldızlarınışınımınca uyarıldığında ışık yanar. Yansıtıcı bulutsularda, tozlar bulutsu içindeki ya da çevresindeki yıldızların ışığını yansıttıkları için bulutsular gölge görüntüler olarak görünürler, çünkü gerilerindeki parlayan bulutsulardan ya da yıldızlardan gelen ışığı engellerler. Bir de ölen yıldızlara bağlı olan iki bulutsu türü vardır Gezegenimsi bulutsular ve süpernova ikiside bir zamanlar bir yıldızın dış katmanı olan, genişleyen gazdan bulutsu, ölmekte olan bir yıldız çekirdeğinden uzaklaşan bir gaz kalıntısı ise, adına süpernova denilen çok şiddetli bir patlama sonrasında yıldız çekirdeğinden büyük hızla uzaklaşan bir gaz kabuktur. Yıldızlar çoğu zaman küme denilen topluluklar halinde kümeler, aynı bulutta doğmuş ve birbirinden uzaklaşan bir kaç bin genç yıldızdan oluşan gevşek kümeler ise, birbirine yakın yüzbinlerce yaşlı yıldızdan oluşan kabaca küre şeklindeki gruplardır. Kim ne yazmış? 0 Sen de birşey yaz! Bağlantı SAMANYOLU Geceleyin gökyüzünde boydan boya uzanan soluk ışık şeridine Samanyolu adını ışık, Samanyolu galaksisi yada kısaca Samanyolu adını verdiğimiz galaksimizdeki yıldız ve bulutsulardan sarmal şeklindedir;merkezde yoğun bir şişkinlik ile dışarıya doğru merkezi çevreleyecek şekilde uzanan 4 sarmal koldan ve merkezi çevreleyen daha az yoğun bir haleden meydana gelmektedir. Güneş sistemimiz, bu sarmal kollardan biri olan Avcı Kolu'ndadiğer bir adla Yerel Kol yer aldığı için biz galaksimizin sarmal biçimde olduğunu bulutları bulunduğumuz konumdan galaksimizin merkezini görmemizi engellediğinden optik haritalar bize Samanyolu'nun ancak sınırlı bir görüntüsünü var ki radyo dalgalarının, kızıl ötesi ve ışınımların incelenmesiyle daha ayrıntılı bilgiler elde edilebilir. Samanyolu'nun merkezindeki şişkinliği, görece küçük ve yoğun bir küredir ve içinde esas olarak daha yaşlı kırmızı ve sarı yıldızları ise daha az yoğun bir bölgedir ve en yaşlı yıldızları içerir; bu yıldızlardan bazıları galaksimizin kendisi kadar yaşlıdırbüyük olasılıkla 15 milyar yıl kadar.Sarmal kollar daha çok sıcak, genç mavi yıldızlar ile bulutsular içinde yıldızların doğduğu toz ve gaz bulutları içerir. Samanyolu çok büyüktür, boydan boya ölçüldüğünde yaklaşık ışık yılı bir ışık yılı yaklaşık 9,46 trilyon kilometre karşılaştırma yapacak olursak,Güneş sisteminin ne kadar küçük olduğu anlaşılır;Güneş sistemimizin genişliği yaklaşık 12 ışık saati yaklaşık 13 milyar kilometre kadardır. Samanyolu uzayda dönerken merkeze yakın yıldızlar, merkeze uzak yıldızlardan daha hızlı hareket üçte iki oranında dışarıda olan Güneş, galaksi merkezinin etrafındaki bir turunu yaklaşık 220 milyon yılda tamamlar. GALAKSİLER Galaksiler çok sayıda yıldız, bulutsu ve yıldızlar arası maddeden büyük galaksiler 3 trilyon kadar yıldız içerirken en küçükleri yaklaşık yıldız içerir. Galaksiler biçimlerine göre 3 e ayrılır;eliptik yani oval şekilli olanlar,merkezden dışa doğru açılan kolları olanlar, belirgin bir şekli olmayan düzensiz galaksiler. Bir galaksinin şekli bazen başka bir galaksiye çarpışma sonucunda galaksi çekirdekleri olduğu düşünülmekle birlikte,çok uzakta olduklarından gerçek doğaları halen tam bilinen evrenin en uzak köşelerinde bulunan yoğun ve çok parlak en uzaktaki "sıradan" galaksiler bizden yaklaşık 10 milyar ışık yılı uzaktayken,bilinen en uzaktaki kuazar yaklaşık 15 milyar ışık yılı uzaktadır. SARMAL GALAKSİ OVAL ŞEKİLLİ GALAKSİ DÜZENSİZ GALAKSİEVREN Evren var olan herşeyi içine alır; en küçük atomaltı parçacıktan bilinen en büyük yapı olan galaktik süperkümelere evrenin ne kadar büyük olduğunu bilmiyor;ama astronomlar,her biri ortalama 100 milyar yıldızdan oluşan yaklaşık 100 milyar galaksi içerdiğini tahmin ediyorlar. Evrenin oluşumuna ilişkin en yaygın kabul gören kuram olan Büyük Patlama Kuramı,evrenin 10 ila 20 milyar yıl önceki mütiş bir patlama-Büyük Patlama- ile meydana geldiğini ileri sürmektedir. Başlangıçta evren, genişledikçe soğuyan, gazdan oluşan,çok sıcak ve yoğun bir ateş 1 milyon yıl sonra bu gaz büyük olasılıkla ilkel galaksi adı vaerilen yerel düğümler haline izleyen 5 milyar yıl boyunca bu ilkel galaksiler yoğunlaşmaya devam ederek, içinde yıldızların doğduğu galaksileri oluşturdu. Milyarlarca yıl sonra, günümüzde, cisimlerin kütle çekimi tarafından bir arada tutulduğu bölgeler varsadaörneğin galaksilerin bir çoğu kümeler halinde bulunur.evren, bir bütün olarak hala genişlemesini sürdürmektedir. Milyarlarca gökadanın üzüm salkımı gibi bağlandığı büyük çekim merkezini bir Amerikan gökbilimcileri grubu buldu. Samanyolu gibi gökadaların uzaydaki yolları iki parametrenin fonksiyonudur Büyük patlama denen başlangıç patlamasının sonuçu olan ve uzay - zamanı şişmekte olan bir balon gibi geren evrenin genişlemesi ve kütle çekim Bu öyle büyük bir kütle olmalıydı ki , bütün galaksileri kendine doğru çekiyordu. Peki bu karadelik neredeydi. Samanyolunun da içinde bulunduğu Yerel Grup nereye doğru sürükleniyordu? Hesaplamalar ve araştırmalar devam ederken Dressler ve çalışma arkadaşları en yakın küme olan Virgo Kümesi'nden şüphelendiler. Patrick tüm hesaplamalarını bitirdikten sonra. -Arkadaşlar. Dedi, - Bin kadar galaksinin bir araya gelmesinden oluşan Virgo Kümesi yalnızca 60 milyon ışık yılı uzağımızda bulunuyor. Yaptığım hesaplara göre, eğer bizim Yerel Grup Virgo'ya doğru çekiliyor olsaydı beklenen öz hız yalnızca 250 km/s olabilirdi. Oysa bütün hesaplar Yerel Grubun öz hızını 600 km/s bu çekimden Virgo sorumlu olamaz. Dressler -Hesapları tekrar kontrol edelim. Dedi Hesaplar tekrar yapıldı. Evren fotoğraflarında, sadece gökadaların görünmesi için, tüm yakın yıldızlar elektronik yöntemle silindi. Bütün çalışmalar bittikten sonra, artık Virgo'nun çekimden sorumlu olmadığına iyice kanaat getirmişlerdi. Alan Dressler çalışma arkadaşlarına - Bu çekim merkezinin Hydre-Centaure olmasından şüpheleniyorum. Bunu araştıralım. Dedi. Patrick - Bu iş kolay olmayacak. Dedi. - Çünkü, birkaç yüz milyon ışık yıllık bir Evren hacmi içinde yer almış olan birkaç yüz gökadanın uzaklığını ve öz hızını ölçmemiz çok zaman alacak. Dressler - Doğru. Dedi - Dünya'nın muhtelif yerlerindeki en iyi teleskopları kullanmamız gerekiyor. Çalışma Grubu birkaç yıl çabaladı. Ama sonunda gerçekten çok şaşırtıcı bir sonuçla karşılaştılar. bir toplantı yaparak arkadaşlarına en son bulguları açıklarken, gerçekten çok heyecanlıydı. - Arkadaşlar, hepinize , yaptığınız uzun ve yorucu çalışmalar için teşekkür gece gündüz çalıştığımız için bilim çevreleri bize 7 Samuray adını taktı. Gerçekten çok arkadaşlarım,bu çalışmalarımızın sonunda Hydre-Centaure nin de çekimden sorumlu olmadığını anlamış bulunuyoruz. Aksine Bu Yerel Grup da gizemli Büyük Çekim Merkezine doğru çekiliyor. Ayrıca, Dünya'dan Hydre-Centaure kadar uzakta bulunan ve benzer biçimde haritasını çıkardığımız Pavo kümesi'nin de aynı merkeze doğru çekiliyor olması, Büyük Çekim Merkezinin sanılandan daha uzakta olmasını gerektiriyor. Biraz daha çalışarak bu çekim merkezini bulmamız lazım. Yedi Samuray adı verilen ekip yılmadı ve titiz çalışmalarını bir müddet daha 1990 ın başında, Dressler bilim çevrelerine şunu ilan etti - Evrendeki en büyük balığı yakaladık. Evrenin Büyük Çekim Merkezini bulduk. Rakamlar düş gücümüzü bile zorluyor. Samanyolu'ndan 150 milyon ışık yılı uzaklıkta yer almış olan hiperkümehyperamas, çapı yaklaşık 250 milyon ışıkyılı olan küresel bir bölgeyi doldurmakta. Samanyolumuzun çapı ise sadece 100000 ışık yılı kadardır. Büyük Çekim Merkezinin kütlesinin hemen hemen 30 milyon kere milyar Güneş kütlesi kadar olduğunu zannediyoruz. Evren'deki bu devin kütle çekim etkisi o kadar büyüktür ki, Evren'in genişlemesindeki kusursuz düzenliliği alt üst etmelidir. Öyleyse, kozmolojik senaryolar tekrar gözden geçirilmelidir. GALAKSİLER Yıldızların tek başına bulunması çok enderdir. Çoğunlukla galaksileri oluşturan kümeler ve gevşek gruplar halinde bulunurlar. Galaksilerin kendileri de çoğunluğu sarmal ya da elips biçiminde olan değişik şekillerde olurlar. Sarmal galaksiler evrendeki çoğu yıldızın doğum yerleridir. Sarmal galaksiler, içlerindeki yıldızlar farkedilmeyip yalnızca bulanık ışık lekeleri olarak görüldüklerinden, önceleri bulutsu olarak biliniyorlardı. Yüzyılımızın başında Edwin Hubble en yakın sarmal galaksilerin bile bizden çok uzakta olduğu sonucuna yakın sarmal galaksi Walde Baade'nİn 750 kiloparsek ya da iki milyon ışık yılı uzakta olduğunu hesaplayabildigi Andromeda Galaksisi'dir. Sarmal galaksilerin "ada evrenler", boyutları Samanyolu ile karşılaştırılabilecek yıldız sistemleri olduğu açık bir biçimde anlaşıldı. Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde galaksilerin biçimlerine göre sınıflandırılabileceği ortaya çıktı. Bazıları sarmal bir yapı gösterirken diğerleri görünüş olarak belirgin bir biçim sergilemekten uzaktı. Hubble galaksilerin yapılarını temel alan ve günümüzde hala kullanılan bir sınıflandırma yontemi geliştirdi. Tümü de sarmal kollara sahip olan sarmal galaksiler, kolların görünüşüne merkezdeki çekirdeğin büyüklüğüne göre sınıflandırılır. Sa türünün çekirdeği büyük olup kollar çekirdeğe sıkıca sarılmış gibidir. Sb türünün kolları daha gevşek, çekirdeği daha küçüktür. Sc türünün kolları çok daha gevşek ve çekirdeği çok küçüktür. Sa türünden Sc türüne doğru gidildiğinde daha fazla miktarlarda yıldızlar arası gaz ve toz bulunur, bu nedenle de yıldız oluşumu daha yoğundur. Parlak galaksilerin çoğunluğu sarmaldır. Samanyolu'nun da Andromeda gibi Sb türü olduğu düşünülüyor. Her ikisinin de ısıma güçlerı yaklasık olarak 10 milyar Güneşe eşittir. Birçok sarmal galaksinin, uçları kollarının başladığı yere rastlayan çubuk biçiminde çekirdekleri vardır. Bu galaksinin de sarmal kolların sıklığına ve çekirdeklerinin büyüklüğüne göre a, b ve c sınıflarına ayrılırlar ve çubuklu galaksi olduklarının görülebilmesi için SBa, SBb ve Sbc biçimde gösterilirler. Bütün sarmalların dönmekte olduğu saptanmıştır. Elips biçimdeki galaksilerin ise ne sarmal kolları ne de disk biçimli yapıları galaksilerde önemli miktarda yıldızlararası gaz ve toz da bulunmaz. Bu galaksiler biçimlerine göre sınıflandırılırlar. E0 türü galaksilerin dairesel bir görünüşü var dır. E1'den E6'ya gidildikçe bu galaksilerın yalnızca kütlesi Güneş'inkine yakın ya da ondan küçük olan yaşlı yıldızlardan oluştuğu bulunmuştur. Bilinen en büyük galaksiler elips biçiminde 87 gibi dev elips galaksilerin hem kütleleri hem de ışıma güçleri Samanyolu'ndan yaklaşık 10 kat galaksi cüce sınıfına cücelerin çoğunluğu ise elips biçimindeki galak güçleri Güneşin yalnızca 10000000veya 100000000 katı kadar olan en yakın komşu galaksimiz de bu türün ışıma yapan elips biçimindeki galaksilerin önemli miktarlarda dönmedikleri bulunmuştur. büyük elips galasilerın çoğu,zen gin galaksi kümelerinin merkez bölgesinde yer alırlar. Mercek biçimli de denilen S0 türü galaksiler,çekirdeği ve diski olan ama yıldızlararası gaz ve toz barındırmayan ara bir türün olarak S0 turu galaksilerde genç yıldızlar ve sarmal kollar sınıflandırmalarına gore elips biçimli galaksilerle özdeşleşirler,S0 türü galaksiler çoğunlukla galaksi kümelerinde bulunurlar. Düzensız galaksiler ise elips biçimli,sarmal ya da S0 türü olarak sınıflandırılmayan her şeyi galaksilerde tipik olarak oldukça önemli miktarlarda gaz ve toz bulunduğu gibi şiddetle süregelen bir yıldız oluşum süreci de yer ve Küçü k Magellan Bulutları,yakınımızda bulunan düzensiz galaksi galaksilerin ışıma güçleri düşük olup tipik olarak Samanyolu'nun onda biri galaksiler toplam galaksilerin birkaçını biçimli yad a düzensiz olarak sınıflandırılmayan galaksiler ise olağandışı bir görünümleri ya da değisik herhangi bir özellikleri varsa kendilerine özgü olarak galaksilerde halka biçiminde sistemler, birden fazla sayıda çekirdek, yer fıstığı biçiminde sistemler veya çok parlak yıldıza benzer çekirdekler ve kuyruklar bulunabilir. Fiziksel Özellikler Optik ve radyoastronomik yöntemlerle, özellikle yansız hidrojenin 21 cm'lik tayf çizgileriyle yapılan, gökadaların içerik çözümlenmeleri biçim bilimsel tip diziliminin genç yıldızların ve gazların oranına bağlı fiziksel bir anlam taşıdığını gösterdi. Eliptik gökadalarda ne gençyıldız ne de toz vardır, yalnızca çok az gaz bulunur. Sa gökadalarında da bu oran düşüktür, bu oran düzensiz gökadalara gidildikçe düzenli biçimde artar. Bu düzensiz gökadalar genç yıldızlar ve II H bölgesi bakımında çok zengindir, kütlelerinin önemli bir bölümünü gazlar oluşturur. -Devinimleri Bir gökadanın çeşitli noktalarda optik ve radyo dalgalarıyla gözlenen tayf çizgilerindeki kaymaların ölçümü bu gökada sisteminin toplu devinimlerini belirlemeye olanak verir. Sarmal gökadalarda gözlenen tipte dönme görülür; ama maksimum dönü devinimi çok yavaş saniyede 10 km. olur. Evrim Gökada evriminin ana hatlarını,yıldızlar ve gazların uğradığı karşılıklı dönüşümler bir gökada,dönme halindeki dev bir gaz bulutundan oluşur ve kendisini oluşturan daha küçük bulutlar arasındaki çarpışmaların etkisiyle enerjisini yitirerek çarpışmalar boyunca yeni yıldızlar arada başlangıç bulutu dönme eksenine dik doğrultuda yassılaşır. Yıldızların evrimleri boyunca gökadaların yıldızlararası ortamına başlangıç gazlarının bir bölümünü verir,ama bu küçük bölüm yıldızların ürettiği ağır elemetlerle zenginleşmiş bir kimyasal bileşim galaksinin evrimi,toplam gazların yıl dızlar yararına azalması ve yıldızlararası kalıntı ortamının kimyasal bileşiminin ağır öğelerle zenginleşmesi biçiminde gelişir. Hiçbir yazı/ resim izinsiz olarak kullanılamaz!! Telif hakları uyarınca bu bir suçtur..! Tüm hakları Çetin BAL' a aittir. Kaynak gösterilmek şartıyla siteden alıntı yapılabilir. © 1998 Cetin BAL - GSM+90 05366063183 -Turkiye / Denizli Anasayfa / Index /Roket bilimi / E-Mail / Astronomy Time Travel Technology / UFO Galerisi / UFO Technology / Kuantum Teleportation / Kuantum Fizigi / UçaklarAeroplane New World OrderMacro Philosophy
güneş sisteminde yer almayan gök cisimleri